HATM-İ ŞERİF 1.CÜZ - Bünyamin TOPÇUOĞLU

Fatiha suresi ile başlayan ve Bakara suresi ile devam eden 1. Cüz’ün genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki hamd bilincidir. İlk ve son Sözümüz Yüce Allah’a hamd ve teşekkür olmalıdır. Kur’ân, Fatiha suresi ile başlar. Bu surede Kur’an hakkında çok önemli özet bilgiler verilir. Fatiha suresi, diğer surelerin bir anahtarı niteliğindedir. Öncelikle düşünme ve dua adabı öğretilir. Besmele ile başlayıp hamd (Allah’a teşekkür) ile devam etmek bu eğitimin bir parçasıdır. Bu surede Kur’ân’ın üç temel konusu olan; tevhid, risalet ve ahiret özetlenir. Ayrıca her gün Fatiha suresi ile Allah’a söz veririz: “(Ey Rabbimiz)! Biz ancak sana kulluk eder ve ancak senden yardım dileriz.” Sonra bir dua ile (aslında en önemli duadır bu) Allah’a yöneliriz: “Bizi doğru yoldan ayırma.” Sure bu şekilde Allah’a kulluk sözü (ahid) ve yardım isteme (dua) bilinci ile tamamlanır. İkincisi takva bilincidir. Kur’ân, sorumluluk (takva) bilinci taşıyan insanlara rehberlik eder. Bu cüzde Fatiha’dan sonra Bakara suresi gelir. Bakara, Kur’ân’ın en uzun suresidir. Sure girişinde Kur’an’ın rehberlik misyonundan bahsedilir. Buna göre 3 grup insan ortaya çıkar: a. Kur’ân’ın rehberliğini kabul edip takva (sorumluluk) bilincine ulaşan müminler, b. Bu rehberliği kesinlikle kabul etmeyip reddeden ve vahye karşı gözünü, kulağını ve kalbini kapatan kâfirler (kalpleri mü- hürlü kişiler) c. Vahyi kabul etmiş gibi görünen kalpleri hastalıklı, korkak ve şahsiyetsiz münafıklar Üçüncüsü tarih bilincidir. İlk insan bir peygamberdir, Hz. Adem’le birlikte tarihte bütün peygamberler insanlara rehberlik etmişlerdir: Bu kısımda vahyin muhatabı insanlar ve davranış biçimleri ile ilgili tarihten iki örnek verilir; bunlar âdeta tarihin kırılma noktalarıdır: a. İlk Dönem: İlk insan Hz. Adem ile başlayan tevhid ve şirk mücadelesi görülür. Hz. Adem ve eşini kandırması ile cennetten yeryüzüne indirilen insan ile ebedî düşmanı şeytan arasındaki savaşın başlama dönemidir. b. Orta Dönem: İsrailoğulları ile devam eden tevhid ve şirk mücadelesi dönemidir. Bu dönemde kendilerine vahiy toplumu misyonu/sorumluluğu verilen Hz. Musa ile İsrailoğulları ve onların başarısız olmalarına sebep olan etkenler anlatılır. Âdeta Muhammed ümmetinden bu hatalara düşmemeleri istenir.

HATM-İ ŞERİF 2.CÜZ - Bünyamin TOPÇUOĞLU

2. Cüz’de; Bakara suresinin orta kısmı bulunmaktadır. Önceki cüzde İsrailoğullarının hatalarından ve günahlarından bahsedildi. Bunlar Kitabı ve Peygamber’in yolunu terk etmekten kaynaklanıyordu. Bu cüzde de Muhammed (a.s.) ümmetine aynı hatalara düşmemeleri için temel ahkam konuları hatırlatılmaktadır. 2. Cüz’ün genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki ibadet bilincidir. Vahyin rehberliğinde sadece Allah’a kulluk edilmelidir: Burada namaz, oruç, hac ve infak konuları anlatılır. Hz. Adem (a.s.)’den itibaren emredilen temel ibadetler ile insanlık tarih boyu eğitilmiştir. Son din İslam ile bu eğitim mükemmele ulaşmıştır. İkincisi helal kazanç ve aile bilincidir. Vahyin rehberliğinde helal kazanmak ve iyi bir aile kurmak gerekir: Ticaret, helal gıda-helal kazanç, faizden kaçınmak, evlilik ve boşanma adabı, süt akrabalığı, yemin ve vasiyet gibi konular açıklanır. İnsanın sosyal hayatı vahye göre yeniden düzenlenir. Üçüncüsü günah işlememe bilincidir. Vahyin rehberliğinde salih bir insan olmak gerekir: İnsan öldürmenin günahı ve cezası gibi bazı konular aktarılır ve her konuda Müslümanca tavır göstermemiz istenir. Çünkü günah ve suç oranının yükseldiği toplumlarda can/mal güvenliği ve bereket ortadan kalkar.

HATM-İ ŞERİF 3.CÜZ - Bünyamin TOPÇUOĞLU

3. Cüz’de; Bakara suresinin son tarafı ve Al-i İmran suresinin baş tarafı bulunmaktadır. 3. Cüz’ün genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki tevhid inancı ve dua bilincidir. Vahyin rehberliğinde muvahhid bir insan olmak ve her zamana Allah’a dua etmek gerekir. Bakara suresinin son kısmında inançla ilgili iki bölüm bulunmaktadır: a. Birisi Ayetü’l-kürsidir ki, bu ayette tevhid inancı bağlamında Allah’ın gücü ve otoritesi tanıtılır. b. Diğeri de Bakara suresinin Amene’r-rasulü olarak bilinen son iki ayetidir; burada da iman yenileme ve söz verme, ayrıca hayatî bir dua bulunmaktadır. İkincisi ahiret bilincidir. Vahyin rehberliğinde ahiret inancı güçlenmeli ve hesap günü unutulmamalıdır: Bakara suresinin sonundaki bir diğer önemli konu ise diriliş örnekleridir. Allah Teâlâ insanların ahiret inancını güçlendirmek için dünyada bazı diriliş örnekleri göstermiştir. Bunlar Hz. İbrahim (a. s.) ve Hz. Uzeyr (a. s.) döneminde yaşanmış örneklerdir. Bu örneklerden bir başkası ileride gelecek olan Ashab-ı Kehf’tir. Üçüncüsü Allah’a teslimiyet bilincidir. Hayatın her alanında Müslümanca yaşamak gerekir: Al-i İmran suresi; Bakara suresinin devamı niteliğindedir. Bakara suresinde Yahudilerin hataları anlatılırken bu surede de Hristiyanların hataları anlatılır. Daha surenin başında Kur’ân ayetlerinin muhkem (açık) ve müteşabih (kapalı) olarak iki kısım olduğu açıklanır. İnanç, ibadet, ticaret, evlilik ve ahlak gibi konularla ilgili ayetler muhkem kapsamındadır. Muhkem ayetlere hem iman edilir hem de onlarla amel edilir. Müteşabih ayetlere gelince onlara sadece iman edilir; yorum, tefsir ve tevil edilmez. Hz. İsa’nın babasız doğuşu da bu müteşabih konulardandır ve Allah’ın bir mucizesidir. Önceki ehl-i kitaptan Yahudiler muhkem ayetlerde (ahkamda) hata ettiler, Hristiyanlar da müteşabih (kapalı, mucizevî) konularda hata ettiler. Bu cüzde Meryem validemiz ve Hz. İsa’nın doğuşu ve gençliği anlatılır, sonra da konu şu ayetle tamamlanır. ‘İsa’nın durumu Adem’in durumu gibidir. Allah Adem’i topraktan yarattı..’ Burada Hristiyanlara bir mesaj verilir: Siz Hz. İsa’nın babasız doğmasını yanlış yorumladınız ve hemen ‘Tanrı’nın oğlu’ dediniz, haşa.. Halbuki onun durumu Hz. Adem’in durumu gibidir, mucizedir. Ayrıca Hz. Adem hem annesiz hem de babasız yaratılmıştır. Bunlara rağmen o insandır ve insan peygamberdir. Dolayısıyla Hz. İsa da bir insandır ve insan peygamberdir.

HATM-İ ŞERİF 4.CÜZ - Bünyamin TOPÇUOĞLU

4. Cüz’de; Al-i İmran suresinin son tarafı ve Nisa suresinin baş tarafı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur: İlki tebliğdir. Al-i İmran suresinin baş tarafında Hristiyanların hatalarından bahsedildi. Bu hataları; a. Müteşabih (akılla bilinmeyen/karmaşık) konularda tevil yapmaları, b. Babasız doğmasından dolayı Hz. İsa’ya Tanrı’nın oğlu demeleri, c. Bir de ruhbanlık diye bir sınıf uydurup tebliğ ve cihadı terk etmeleriydi (toplumdaki ve dünyadaki kötülüklere ve haksızlıklara sessiz kalmalarıydı). Onların müteşabihdeki hatalarına; Hz. Adem’in de annesiz ve babasız yaratıldığı halde ona Tanrı’nın oğlu denilmediği hatırlatılıp, Hz. İsa’nın da aynı şekilde yaratıldığı ve onun da insan olduğu açıklandı. Bu cüzde ise onların ikinci hatası ruhbanlığa cevap verilmektedir. Ruhbanlıkla bir köşeye çekilme yerine, ülke içinde tebliğ yapılması, ülke dışından gelen saldırılara karşı da cihad ve savaş yapılması gerektiği anlatılmaktadır. Savaşın birtakım sonuçları ve problemleri bulunmaktadır. Bunlardan birisi de yenilmek ve mağlubiyettir. Allahu Teâlâ burada, Uhud savaşının sonucu üzerinden Müslümanların nasıl davranmaları ve münafıkların propagandasına karşı nasıl hazırlıklı olmaları gerektiğini anlatır İkincisi Allah’ın takdirine teslimiyettir. Bu cüzün sonunda ise güzel bir dua vardır (bk. Âl-i İmran, 3/191- 194). Bakara suresindeki muhkem ayetlerde hata yapılmaması, hataların affedilmesi ile ilgili duadan sonra Âl-i İmran suresinde de müteşabih konularda hata yapılmaması ile ilgili bir dua bulunmaktadır. Bunun çaresinin Allah’ın gücünü/otoritesini anlamak ve teslim olmaktan geçtiği açıklanmaktadır. Üçüncüsü ise toplumsal hak bilincidir. Ayrıca bu cüzde Nisa suresinin baş tarafı da bulunmaktadır. Nisa suresinde savaş sonrası toplumdaki problemler ve çözüm yolları anlatılmakta; yetimler, miras, vasiyet ve ahlaki seviyenin korunması ile ilgili hükümler açıklanmakta ve şahsiyetli bir toplumun inşası emredilmektedir.

HATM-İ ŞERİF 5.CÜZ - Bünyamin TOPÇUOĞLU

5.Cüz’de Nisa suresinin orta kısmı bulunmaktadır. Nisa suresinin baş tarafındaki aile hukuku konuları burada da devam etmektedir. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki evlilikte hak bilincidir. Evlenilmesi yasak olan kadınlar (mahremlik, süt akrabalığı veya başkasıyla evli olanlar), helal kazanç, aile içi sorumluluk ve kocanın görevleri, ibadet bilinci, içki gibi zararlı alışkanlıkları terk ve tevhid bilincinin oluşması... İkincisi savaşta hak-adalet bilincidir. Zalimlere karşı savaş, mazlumları korumak, savaşta vakit namazlarını kılma şekli (kasr-ı salat ve salat-ı havf (Nisa, 4/101-102), ayrıca Allah’ı sürekli zikretmek (Nisa, 4/103) ve sabırlı (dayanıklı/dirençli olmak) Üçüncüsü ise strateji bilincidir. Amaçları İslam’ı yok etmek olduğu halde Müslüman görünen münafıkların nifak hareketleri bilinmeli, onlarla meşru bir şekilde mücadele edilmelidir. Müslüman Allah yolunda samimi olarak çevresine güzel bir örnek olmalı, selamı yaymalı, iyilik ve güzellikte sağduyulu insanlarla birlikte hareket etmeli, toplumsal sorunlara duyarlı olmalı, dünyevi arzulara kapılmadan ihsan sahibi olarak hayatında doğru stratejiler geliştirilmelidir.

HATM-İ ŞERİF 6.CÜZ - Bünyamin TOPÇUOĞLU

6.Cüz’de Nisa suresinin son tarafı ve Maide suresinin ilk yarısı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki orta yol bilincidir. İfrat ve tefritten kaçınmak gerekir: Nisa suresinin ortalarındaki bazı ahkam konularından sonra, bu cüzde de Yahudi ve Hristiyanların ahkam ile ilgili hataları sıralanır ve Muhammed ümmetinin aynı hatalara düşmemesi istenir: Yahudiler peygamberlerine verdikleri sözde durmadılar, kitaplarının hükmünü terk ettiler, Hz. Musa’dan sonra gelen peygamberleri öldürmeye çalıştılar ve suikastlar düzenlediler. Hristiyanlar da dinlerinde aşırı/uç yorumlar yaptılar, Allah’ın kulu ve peygamberi olan Hz. İsa’ya (haşa) “Tanrı’nın oğlu” dediler İkincisi helal gıda bilincidir. Maide suresinin baş tarafında; helal ve haram konuları özetlenmektedir. Mesela, behiymetü’l-enam denilen (davar, sığır ve deve cinsi) hayvanlar helal, ama ihramda kara avı yapmak haramdır. Allah’ın yeryüzündeki sembollerine (mesela, Kâbe tevhidin sembolü, kurban Allah’a yakınlığın sembolü), ayrıca savaşın haram olduğu aylara karşı saygılı olmak ve onların kutsallığına/saygınlığına halel getirmemek gerekir. Leş, akıcı kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına (mesela putlar adına) kesilen hayvanların eti haramdır. Eti yenen hayvanlar bir yerden düşerek, boğularak, boğazlanarak ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanarak ölmesi durumunda bunların etleri de haramdır (ölmeden önce yetişip kesilen helaldir). Eğitimli av hayvanının tuttuklarını yemek helaldir. Hayvanı avın üzerine gönderirken besmele çekmek gerekir. Ehl-i kitabın kestikleri helaldir, onların kadınları ile evlenmek caizdir. Ancak Müslüman kadınlarla evlenmek efdaldir. Üçüncüsü ise denge bilincidir. Maide suresinin sonraki bölümlerinde ise, bazı ahkam konuları açıklanmaktadır. Abdest, gusül, teyemmüm (Maide, 5/6), şahitlik, cihad, kısas ve irtidat gibi. Ayrıca iman, ibadet ve adalet gibi hükümleri terk eden önceki ümmetlerin sapmaları aktarılır, bu sapmaların sonunda Allah’ın gazabına ve lanetine uğradıkları gerçeği hatırlatılır.

HATM-İ ŞERİF 7.CÜZ - Bünyamin TOPÇUOĞLU

7.Cüz’de Maide suresinin son tarafı ve Enam suresinin ilk yarısı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki hataların bedelidir. Maide suresinin son tarafı helal gıda ve helal kazanç ile tamamlanmaktadır. Bu arada ayetler bazı hatalar için gerekli olan kefaretleri de açıklamaktadır. Bunlardan birisi yemin kefareti, diğeri de ihramlıyken kara avı yapan kişinin ödeyeceği bedel konusudur (Maide, 5/89, 95). Sonra vasiyet için iki şahit tutma tavsiye edilir. Surenin sonunda ise havarilerin, gökten mucize bir sofra (maide) inmesi için Hz. İsa’dan dua etmesini istemeleri ile ilgili bir olay anlatılır. Sonra bir mucize gerçekleşir. Aslında bu ayet ile yeryüzünün tümünün mucize bir sofra (maide) olduğu mesajı verilir. İkincisi hataların düzeltilmesidir. Aksi takdirde kişinin sonu dinden uzaklaşmak, şirk ve putperestlik olabilir: Maide suresinden sonra Enam suresi gelir. Tek parça halinde inen Mekkî bir suredir. (Bakara, Âl-i İmran, Nisa ve Maide sureleri ise Medenî idi.) Önceki Medenî surelerde bir vahiy toplumu olan Yahudi ve Hristiyanların bozulma süreçleri ve hataları anlatılmıştı. Enam suresinde de aslında bir vahiy toplumu olan ve Hz. İbrahim, İsmail gibi peygamberleri kabul eden Arap cahiliye toplumunun hataları anlatılmakta, nasıl putperest bir toplum haline geldikleri açıklanmaktadır. Surenin başında kainatın ve insanın yaratılışı hatırlatılarak tevhid konusu ve önemi açıklanmaktadır. Sonra cahiliye Araplarının risalet ile ilgili akıldışı talepleri zikredilmektedir. Onlar peygamberin meleklerden gönderilmesini istediler. ‘Eğer yeryüzünde melekler yaşasaydı o zaman melek bir peygamber gönderilirdi.’ şeklinde cevap verildi. Sonra müşriklerin ahiret ve dünya hayatı ile ilgili yanlış görüşleri tenkit edildi. Üçüncüsü ise peygamberin tebliğ görevidir. Bu bölümde Hz. İbrahim (a.s.) örnek verilir. O tevhid inancındaydı. Hz. İbrahim (a.s.)’ın, tevhid inancını ispat için yıldız, ay ve güneş gibi varlıkların Tanrı olamayacağına dair bir sorgulaması aktarılır. Çünkü bunlar yok olan/değişen fani varlıklardır. Yıldız, güneş, ay ve diğer varlıkları Allah insan için yarattı, ama insanların bir kısmı bu nimetlere şükredecekleri yerde, bunları Tanrı edinerek Allah’a şirk koştular. Şirk gerçekten büyük bir zulümdür (haksızlıktır).

HATM-İ ŞERİF 8.CÜZ - Bünyamin TOPÇUOĞLU

8.Cüz’de Enam suresinin son tarafı ve Araf suresinin ilk yarısı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki cahiliye düşüncelerinden kurtulmaktır. Enam suresinin ana konusu olan cahiliye dönemi müşrik Arapların hataları sıralanmaya devam etmektedir. Bunlar; Allah’tan başkasının hükmünü kabul etmek, putlar için kurban kesmek, çocuklarını diri diri toprağa gömmek, yetime kötü davranmak, ölçü ve tartıda haksızlık yapmaktır. Enam suresi, cahiliye düşüncesine karşı İslam’ın tevhid inancının ortaya konulduğu bir söz/dua ile sona ermektedir. İkincisi şeytana karşı dikkatli olmaktır. Bu cüzde ayrıca Araf suresi başlamaktadır. Önceki surelerde haktan sapan vahiy toplumlarından örnekler verilmişti. Yahudiler, Hristiyanlar ve cahiliye Arapları... Bu surede ise tevhid ve şirk mücadelesinin ilk insan Hz. Adem ile başladığı; bu açıdan peygamberlerin tevhid ve doğruluğun temsilcileri, şeytanın ve avenesinin ise şirk ve sapkınlığın temsilcileri/ana sebepleri olduğu belirtilmektedir. Burada güzel bir uyarı bulunmaktadır: “Ey Adem oğulları, dikkat edin! Şeytan, atalarınız (Adem ile Havva’yı) ayıp yerlerini kendilerine göstermek (rezil etmek) için elbiselerinden soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de kandırmasın/aldatmasın. Şeytan ve avenesi, hiç fark edemeyeceğiniz şekilde pusuda beklerler!..” (A’raf, 7/27). Hz. Adem ve Havva hatalarını anlayıp tövbe ettiler ve kurtuldular. Şeytan ise hatasında hâlâ ısrar etmektedir. Üçüncüsü ise arada kalmamak, kararsız olmamaktır. Bu cüzün son kısmında ise, sureye adını veren Araf konusu zikredilmektedir. Araf, urf kelimesinin çoğulu olup yüksek yerler manasındadır. Bu terim cennet ile cehennem arasındaki bölgede bulunan yüksek yerler veya tepeler için kullanılmaktadır. Sahabeden gelen habere göre, Araf’ta duran kişiler günah ve sevapları eşit olan Müslümanlardır. Allah onlar hakkında hükmedinceye kadar bu ara tepede duracaklardır.

HATM-İ ŞERİF 9.CÜZ - Bünyamin TOPÇUOĞLU

9.Cüz’de Araf suresinin son tarafı ve Enfal suresinin baş tarafı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki peygamberlerin mücadelesidir. Tarihte tevhid ve şirk mücadelesi insanoğlu var oldukça devam edecektir: Bu cüzde Araf suresi peygamberlerin mücadelelerinden örneklerle tamamlanmaktadır. Söz konusu örneklerden en uzunu Hz. Musa dönemi ile ilgilidir. a. Burada Hz. Musa’nın Firavun ile mücadelesi, o dönemde Müslüman olan sihirbazların Firavun’un katliamı ile şehit olmaları gerçeği (A’raf, 7/104-126). b. Hz. Musa’nın ve ashabının Firavun’un zulmünden kurtulma çabaları ve hicret talepleri, ayrıca o dönemde yaşanan kıtlık, tufan, çekirge, haşere, kurbağa ve kan yağması gibi belalar sonunda Firavun’un Hz. Musa ve ashabına hicret için izin vermesi, ancak sonra sözünden dönüp ordusu ile Hz. Musa ve ashabın takip etmesi ve sonunda ordusuyla beraber denizde helak olması aktarılır (A’raf, 7/130-136). c. Bundan sonra Hz. Musa’nın kutsal bölge Sina dağına gitmesi ve orada 40 gün kalması, daha sonra kendisine vahyin yazılı levhalar halinde verilmesi, o dönemde Yahudilerin sapmaları ve ihanetleri anlatılır. Mesela, denizi geçerek Firavun’un şerrinden kurtulan İsrailoğulları, daha kurtulur kurtulmaz puta tapan bir kavim görünce Hz. Musa’dan bir put yapmasını istediler; Hz. Musa ise, onlara büyük bir cahillik yaptıklarını söyledi ve nasihat etti (A’raf, 7/138-140). İsrailoğullarının ikinci ihanet ve sapmalar ise, yanlarından 40 günlüğüne ayrılan peygamberleri Hz. Musa’dan sonra hemen altın, gümüş ve mücevherlerden bir buzağı yapıp tapmalarıdır (A’raf, 7/148-154). d. Sonra Ashab-ı sebt (Cumartesi ashabı) Yahudilerinin diğer hileleri (A’raf, 7/162) anlatılır, sıralanır. İkincisi Allah’a olan il sözümüz, ahdimizdir. Allah’a ilk ahdimiz “Sen bizim Rabbimizsin”, sözüdür. Bu cüzün ikinci bölümünde ise kalu bela olayı ile başlayan ilk ahid/söz hatırlatılır. (A’raf, 7/172-173); Allah’ın esma-i hüsnasının (güzel isimlerinin) doğru anlaşılması gerektiği bildirilir. İnsanın şirk koştuğu putlar ve şeytanlar açıklanır ve bunlara karşı mücadele edilmesi istenir. Kur’ân okunurken bile şeytanın pusuda olup vesveselerle kandırabileceği bildirilir ve Euzü besmele ile şeytanın şerrinden Allah’a sığınmak gerektiği açıklanır. Enam suresi; dua, zikir, tesbih ve secde emriyle sona erer (A’raf, 7/204-206). Üçüncüsü ise dünyevileşme tehlikesidir. Bu cüzün son bölümünde Enfal suresi başlar; Bedir savaşındaki ilk galibiyet ve ganimet problemi açıklanır. Çünkü savaştan sonra bütün gruplar ganimetlerin kendilerine ait olduğunu iddia etmiş ve bir husumet ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine Enfal suresinin baş tarafı indirildi ve ganimetlerin hepsinin Allah ve Resûlüne (devlete) ait olduğu açıklandı, bütün zaferin ve ganimetlerin Allah’ın yardımıyla kazanıldığı hatırlatıldı. Ancak müminler hatalarını anlayıp pişman oldukları ve tövbe ettikleri için yeni inen ayetlerde; ganimetlerin humusu (1/5’i) Allah ve Resûlüne (devlete) kalacak, beşte dördü (4/5’i) ise mücahitler arasında dağıtılacak şeklinde uygulama başlatılır (Enfal, 8/41). O dönemde savaş teçhizatını her mücahit kendisi tedarik ettiği için ganimetten hisse sahibi oluyordu. Ama daha sonraları devlet, askerinin bütün ihtiyaçlarını ve savaş durumunda teçhizatını tedarik ettiği için ganimetler tümüyle devlete kaldı. Ayrıca bu 9. cüzün son tarafında müşriklerin tuzakları, tutarsız talepleri ve kaçınılmaz savaş gerçeği aktarılır, Müslümanların savaşa hazır olmaları istenir.

HATM-İ ŞERİF 10.CÜZ - Bünyamin TOPÇUOĞLU

10.Cüz’de Enfal suresinin son tarafı ve Tevbe suresinin baş tarafı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki savaş ahlakıdır. Savaşta bile ensar-muhacir gibi ahlaklı olmak ve kulluğa devam etmek gerekir: Enfal suresinin son tarafında Bedir savaşı örneği üzerinden savaş stratejileri anlatılır. Ayrıca savaşta da ahlaklı olma ve kulluk emredilir. Bunlara dikkat edilirse Allah’ın yardımı her zaman Müslümanlarla beraberdir. Bir kavim kendisini değiştirmedikçe Allah da onlara olan nimetini değiştirmez (Enfal, 8/53). Müslümanlara yardım eden ve kalplerini birleştiren Allah’tır (Enfal, 8/63). Surenin sonunda Medine’ye hicret eden muhacirler ve onlara yardım eden ensar anlatılır, onlar medh edilir ve imanın topluma yansımasının muhacir-ensar kardeşliğinden, ayrıca sıla-ı rahime riayet etmekten geçtiği hatırlatılır ve sure tamamlanır. İkincisi İslam toplumunun düşmanlarıdır. Onuncu cüzün bu bölümünde Tevbe suresi başlar. Bu sure Enfal suresinin devamı niteliğinde olduğu için başında besmele bulunmamaktadır. Ayrıca sure, anlaşmayı bozan ve bölgede sürekli fitne çıkaran müşriklere verilen bir ültimatom ile başlar. Bu nedenle de surenin başında rahmet ifadesi olan besmelenin bulunmadığı belirtilir. Bu bölümde yeryüzünde fitne çıkaran düşmanlara karşı savaşa hazır olunması gerektiği açıklanır. Ayrıca önemli bir iç tehlike olan ve İslam toplumunun birliğini bozan, moralini çökertmeye çalışan münafıklar üzerinde durulur. Onların ahlaki zaafları, çalışma usulleri ve stratejileri anlatılır. Müslümanların bunlara karşı da dikkatli olmaları ve mücadele etmeleri gerektiği hatırlatılır. Çünkü bir toplumun iç ve dış güvenliği çok önemlidir. Üçüncüsü ise İslam ekonomisinin hedefleridir. Bu cüzün son kısmında infaktan bahsedilir. Ekonomik refahın sağlanması için çalışma ve teknoloji üretme yanında toplumsal yardımlaşma modeli olan bir infak stratejisi geliştirilmesi de emredilir. Yardıma muhtaç olanların mutlaka korunması gerektiği hatırlatılır. Toplumsal yardımlaşmanın bir parçası olan zekat ve sadakaların kimlere verileceği açıklanır (Tevbe, 9/60). Bütün bu çalışmaların İslam toplumunu güçlendireceği ve kalpleri birleştireceği anlatılır. Bu noktada da olumsuz propaganda yapan münafıklara yeniden dikkat çekilir.

HATM-İ ŞERİF 11.CÜZ - Bünyamin TOPÇUOĞLU

11.Cüz’de Tövbe suresinin son tarafı ve Yunus suresinin tamamı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki tövbe etmektir. Tövbe suresinin son tarafında tövbe ve istiğfar konusu işlenmektedir. Bir peygamberin, müşrikler için istiğfar etmesinin ve af dilemesinin doğru olmadığı belirtilmektedir. Bununla ilgili olarak Hz. İbrahim üzerinden örnek verilmektedir. Çünkü o da kâfir olan baba(lığı) için istiğfar etmişti. Allah ise muhacir, ensar ve diğer samimi müminlerin dua ve istiğfarlarını kabul etmektedir. Bu bağlamda Tebük savaşına keyfi katılmayan, ama sonra çok pişman olup tövbe eden 3 sahabinin durumu hatırlatılır. Bir aydan daha fazla süre devam eden bu tövbe/pişmanlık süreci, toplumsal tepki ve yeryüzünün onları daralttığı bir dönemde tövbelerin kabul edilmesi ve 3 sahabinin kurtulması bizim için önemli bir örnektir (Tevbe, 9/118). Rıyazü’s-Salihin isimli hadis kitabının başındaki Tövbe bölümünde, tövbe eden bu 3 sahabinin ilginç hikayesi ile ilgili rivayet aktarılır (Buhari, Megâzi, 80; Müslim, Tevbe, 53). Mutlaka oradaki bu olay gibi çok farklı tövbe olayları okunmalıdır. İkincisi Müslümanca duruştur. Bu cüzde Yunus suresi de bulunmaktadır. İlk kısmında Hz. Peygamber’in Mekke’deki risalet çalışması, insanları tevhide çağrışı ve onların tepkileri karşısında sergilediği Müslümanca duruş anlatılmaktadır. Burası aslında bütün davetçiler için önemli bir bölümdür. Üçüncüsü ise şahsiyetli olmaktır. Yunus suresinin ikinci bölümünde ise Hz. Yunus’un da içinde bulunduğu önceki 3 peygamberin tevhid çağrısı, risalet çalışması ve cahiliye toplumu karşısında sergiledikleri duruşları anlatılır. Bu tevhidi duruşun bütün peygamberlerin sünneti (hayat tarzı) olduğu hatırlatılır ve bütün davetçilere bir mesaj verilir.

HATM-İ ŞERİF 12.CÜZ - Bünyamin TOPÇUOĞLU

12.Cüz’de Hud suresinin 1. sayfası dışındaki tamamı ve Yusuf suresinin ilk yarısı bulunmaktadır. Yunus, Hud, Yusuf, İbrahim, Hicr sureleri aslında Elif-lam-ra (الر (ile başlayan sureler serisidir. Bununla belki de bu 5 surenin konu bütünlüğüne/birliğine dikkat çekilmekte ve dikkatli okunması gerektiği mesajı verilmektedir. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki peygamberlerin mücadelesidir. Hud suresinin girişinde (tebliğ edilmesi emredilen) tevhid, risalet ve ahiret ile ilgili konular aktarılır. Bu girişten sonra önceki ümmetlere gönderilen peygamberlerin tebliğ sırasında yaşadığı olaylar (Yunus suresindeki kaldığı yerden) anlatılmaya devam etmektedir; orada peygamberlerin kavmi ile ilk iletişimleri/tebliğleri ve kavimlerinin tepkileri anlatılırken, bu surede ise olayların devamında tebliği reddeden ve peygamberlere savaş açan o kavimlerin helakı açıklanmaktadır. Hz. Nuh ve kibirli kavminin helak oluşu (Hud, 11/25-49), Hz. Hud ve hilekâr kavminin helak oluşu (Hud, 11/50-60), Hz. Salih ve zalim kavminin helakı (Hud, 11/61- 68), Hz. Lut ve ahlaksız kavminin helakı (Hud, 11/77-82), Hz. Şuayb ve sahtekâr kavminin helakı (Hud, 11/61-68), Hz. Musa ve kendisini putlaştıran zalim Firavun ile mücadelesi ve zalimlerin sonu (Hud, 11/96-101) anlatılmakta; “Kesinlikle zalimlere meyletmeyin..” (Hud, 11/113) emri ve “Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir” (Hud, 11/123) hatırlatması ile sure sona ermekte; Muhammed ümmetinin aynı hatalara düşmemesi istenmektedir. İkincisi hayatın zorluklarına karşı sabretmenin gerekliliğidir. Bu cüzde Yusuf suresinin ilk kısmı da bulunmaktadır. Yusuf suresinde sadece Yusuf peygamberin hayatı baştan sona anlatılmakta, başka bir yerde Hz. Yusuf ile ilgili bir bilgi verilmemektedir. Sure Hz. Yusuf’un gördüğü bir rüya ile başlar. Bu rüya ile babası Yakup Peygamberin küçük Yusuf’a sevgisi daha da artar. Bunu kıskanan kardeşleri küçük Yusuf’tan kurtulmak isterler ve onu bir kuyuya atarlar. Oraya su ihtiyaçları için uğrayan kervandaki kişiler kovalarını sarkıtınca onu bulup kurtarırlar, ancak Mısır’a götürüp orada köle olarak satarlar. Üçüncüsü ise suçsuz olanların kurtulması, temiz hallerinin ortaya çıkmasıdır. Hz. Yusuf’u satın alan kişi Mısır’ın üst seviyede yöneticisi olan bir azizdir. Eşi ile birlikte Yusuf’u büyütürler. Ancak Yusuf güzel bir genç olunca Aziz’in hanımı tarafından rahatsız edilir ve kadının yararlanma isteği etrafta duyulunca o dönemdeki skandalı önlemek için; suçsuz olduğu halde Hz. Yusuf’u hapse atarlar. Çünkü sonuçta o ellerindeki bir köledir ve hiçbir kıymeti yoktur. Hapiste Hz. Yusuf iki kişi ile tanışır. Bir gün o ikisi bu temiz gence gördükleri ilginç rüyalarını anlatırlar. Hz. Yusuf rüyalarını tabir etmeden önce onlara tevhid inancını anlatır, İ slam’ı tebliğ eder. Sonra bu rüyayı; o iki kişiden birisinin hapisten kurtulup kralın yakın adamı olacağı, diğerinin ise asılıp idam edileceği şeklinde tabir eder ve yorumlar. Daha sonra olaylar bu şekilde gelişir. Kurtulan kişi kralın yakın adamı olur ve Hz. Yusuf’u unutur. Yıllar sonra kralın gördüğü bir rüyayı kimse tabir edemeyince, o kişinin aklına zindandaki Hz. Yusuf gelir ve onu çıkartırlar. Hz. Yusuf bu rüyayı ileride gelecek ve yedi yıl sürecek büyük bir kıtlık ile tabir eder. O kıtlığa hazırlık yapılması gerektiğini söyler. Bunun üzerine Hz. Yusuf, kral tarafından Mısır’ın ekonomisi ile ilgili olarak görevlendirilir ve büyük hazırlıklar başlar. Bu dönemde Aziz’in karısı da vicdan azabından dolayı Yusuf’un suçsuz ve temiz olduğunu itiraf eder…( Sonraki gelişmeler ve olaylar bir sonraki 13. cüzde devam etmektedir.)

HATM-İ ŞERİF 13.CÜZ - Bünyamin TOPÇUOĞLU

13.Cüz’de Yusuf suresinin son yarısı, Ra’d ve İbrahim surelerinin tamamı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki sabredenlerin kurtulması, başarılı olmasıdır. Yusuf suresinin son kısmında Mısır ve Ortadoğu’da gerçekleşen bir kıtlıktan bahsedilir. Kıtlığa hazırlıksız yakalanan insanlar Filistin tarafından Mısır’a gelip yiyecek talebinde bulunurlar. Gelen kişiler arasında Hz. Yusuf’un kardeşleri de vardır. Ancak Yusuf Peygamber onları affedip yiyecek vermiş, babalarıyla beraber Mısır’a gelmelerini ve yerleşmelerini istemiştir. O sıralar Yakup peygamber üzüntüden gözleri görmüyordu, oğlu Yusuf’un gömleği gelince onu gözlerine sürdü, Allah’ın izni ile gözleri açıldı ve görmeye başladı. Sonra hep beraber Mısır’a gittiler. Yusuf Peygamber’in yanına gelince hepsi ona saygı için eğildiler (Yakup peygamber ve 11 oğlu). Böylece Hz. Yusuf’un küçükken gördüğü rüya gerçekleşmiş oldu. Surenin sonunda Hz. Yusuf’un bir konuşması ve duası bulunmaktadır (Rad, 13/100-101). Yusuf suresi ile Allah Mekke’de zor durumda olan Hz. Muhammed ve ashabına moral vermekte, ileride gerçekleşecek olan hicret ve devlete hazırlamakta, onların da Hz. Yusuf gibi başarılı olacaklarını müjdelemektedir. İkincisi güçlü mümin olmak, Allah’a itaatle güçlenmektir. Sonra Ra’d suresi başlar. Burada Kur’ân’ın güç ve kudret sahibi Allah’tan geldiği ve O’nun gücünün; yerlerin ve göklerin yaratılışı ve sistematik işleyişinde, diriliş, ilim, gök gürültüsü (ra’d) ve meleklerin itaatinde görüldüğü zikredilir, insanlar iman ve itaate davet edilir ve kalplerin Allah’ın zikri ile mutmain olacağı açıklanır (Rad, 13/28). Burada ayrıca güçlü müminin sıfatları da zikredilir: a. Onlar ahitlerinde dururlar, b. Allah’ın emrettiği ilkelerden ayrılmazlar, c. Sabrederler, d. Namaz kılarlar, e. İnfak ederler, f. Kötülüğü iyilikle silerler, g. Risalete de her zaman tabi olurlar (Rad, 13/19-33). Üçüncüsü ise peygamberlerin duruşu, güçlü şahsiyet ve örnek insan olmalarıdır. Bu cüzde ayrıca İbrahim suresi bulunmaktadır. Kitabın ve peygamberin rehberliği anlatılmakta; Hz. Musa, Nuh, Ad ve Semud kavimlerinden örnekler verilmektedir. Ümmetlerin bir kısmı da peygamberlerini reddetmiş, ülkelerinden sürme veya öldürme ile tehdit etmişlerdi. Aynı şeyler Hz. Muhammed ve ashabı için de söz konusuydu (İbrahim, 14/3-34). Surenin sonunda ise Hz. İbrahim’in uzun ve güzel bir duası bulunmaktadır (İbrahim, 14/35-41).

HATM-İ ŞERİF 14.CÜZ - Bünyamin TOPÇUOĞLU

14.Cüz’de Hicr ve Nahl surelerinin tamamı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki hayatı Allah için yaşamaktır. O’nun istediği gibi bir mümin olmaktır. Hicr suresinde genel olarak Allah için yaşamak ve mücadele etmek konusu işlenmektedir. (Hicr: Mekke’nin kuzeyinde Semut kavminin yaşadığı bir yerdir). Bu sure Kur’ân’ın rehberliği ile başlamaktadır; sonra tarihte tevhid ve şirk mücadelesi özetlenmekte, peygamberle mücadele edenlerin akıbetleri açıklanmaktadır: Hz. Adem ve şeytan mücadelesi (Hicr, 15/52-84), Hz. İbrahim ve azap meleklerinin diyaloğu (Hicr, 15/52-60), Lut kavminin helakı (Hicr, 15/61-77), Şuayb peygamberin kavmi Eyke’nin helakı (Hicr, 15/78-79) ve Semut kavminin yurdu Hicr ve helakı (Hicr, 15/80-84) anlatılmaktadır. İkincisi müminlerin mütevazı ve cesur olmalarıdır. Sonra Hicr suresi şu güzel mesajlarla tamamlanmaktadır: İnsanlara güzel davran, Kur’ân’ı tebliğ et, onların elindeki güç sizi etkilemesin, müminlere şefkatli davran, müşriklere aldırma, Rabbini tesbih et ve O’na secde et, ölünceye kadar ibadete devam et (Hicr, 15/85-99). Üçüncüsü ise peygamberlerin tebliğidir. Burada ayrıca Nahl suresi de bulunmaktadır. Bu surede; tevhid inancıyla ilgili yoğun bir tartışma ortamı oluşturulmakta; vahiy gönderen Allah, kâinatın ve sizin yaratıcınız-Rabbiniz olan Allah’tır (Nahl, 16/1-34). Müşrikler tek Tanrı olan Allah’a ortak koştukları için yeryüzünde büyük bir fitneye sebep olmakta ve hadlerini aşmaktadırlar (Nahl, 16/35-47). Siz Hz. İbrahim (a.s.) gibi olun, tebliğe devam edin ve sıkıntılara sabredin. Takva ve ihsan sahibi olun (Nahl, 16/120-128).

HATM-İ ŞERİF 15.CÜZ - Bünyamin TOPÇUOĞLU

15.Cüz’de İsra suresinin tamamı ve Kehf suresinin ilk yarısı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki Allah’ın desteğidir. Tebliğe devam eden ve sıkıntılara sabredenlere Allah yardım eder: İsra suresinde Allah’ın sonsuz gücü anlatılmaktadır. Ayrıca İsra (gece yolculuğu) mucizesi ile İslam’ın, önceki peygamberlere gönderilen ilahî dinlerin devamı ve sonuncusu olduğu mesajı verilmektedir. İslam, aslında Hz. Adem’le başlayan bir süreçtir. O dönemde Mekke’de inşa edilen Kâbe, yeryüzünün ilk mabedidir. Daha sonra Kudüs’te Mescid-i Aksa inşa edilmiştir. Son peygamberin gelişi ile İslam yeniden yeryüzüne Mekke’den yayılmıştır. Bu açıdan Mescid-i Haram (Kâbe) ile Mescid-i Aksa (Kudüs) arasında bir bağ bulunmaktadır (İsra, 17/1). Surede İsra olayından sonra Hz. Musa dönemine geçilir. Çünkü o dönem tarihin önemli kırılma noktalarından birisidir ve Hz. Musa’ya gönderilen 10 emrin büyük bir bölümü bu surede âdeta yeniden emredilir. “Allah’a şirk koşmayacaksın, öldürmeyeceksin, zina etmeyeceksin, çalmayacaksın….vd.” (İsra, 17/11-54). İkincisi Allah için hicrettir. Surenin ikinci bölümünde Hz. Adem’in yeryüzüne inişi ve şeytanın yeryüzündeki tuzakları anlatılıp (İsrâ, 17/61-67), ardından hicret duası zikredilir (İsrâ, 17/80). Bununla sanki bir yıl sonra olan hicrete bir hazırlık ve asıl imtihanın hicretten sonra başlayacağına dair bir mesaj verilmektedir. Surenin son tarafında ise, Hz. Peygamber’e ve Müslümanlara önemli uyarılar bulunulmakta (İsrâ, 17/89-103) ve özellikle İsrailoğullarının bir araya geldikten sonra yeryüzünde çıkaracakları ikinci büyük fitneye karşı hazırlıklı olma uyarısı yapılmaktadır (İsrâ, 17/4-7, 104). Üçüncüsü ise hicretle başarılı olmaktır. Ayrıca bu cüzde Kehf suresinin ilk yarısı bulunmaktadır. Surenin başında bir grup inanmış gencin hicreti anlatılır. Sığındıkları mağarada kaderin tecellisi ile 309 sene uyutulurlar, sonra uyanırlar. Uyandıkları yüzyılda ahiret ve dirilişe imanda bir zayıflık olsa gerek ki, (özgürlüğe giden yolda) insanlara böyle bir “diriliş” örneği gösterilir. 309 sene sonra bu gençler yeniden yeryüzüne gelirler. Bu surede de Müslümanları (sahabeyi) hicrete hazırlama ve onlara moral verme söz konusudur. Allah için hicret edenlerin başarılı olacakları vurgulanır (Kehf, 18/9-31); Sonra Hz. Musa ve Hızır olayı ile şer gibi görünen hadiselerin hayır olabileceği/hayırla sonuçlanabileceği ve biraz sabredilmesi gerektiği ifade edilir (Kehf, 18/60-82).

KUR'AN-I KERİM MEALİ - 7.CÜZ

7.Cüz’de Maide suresinin son tarafı ve Enam suresinin ilk yarısı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki hataların bedelidir. Maide suresinin son tarafı helal gıda ve helal kazanç ile tamamlanmaktadır. Bu arada ayetler bazı hatalar için gerekli olan kefaretleri de açıklamaktadır. Bunlardan birisi yemin kefareti, diğeri de ihramlıyken kara avı yapan kişinin ödeyeceği bedel konusudur (Maide, 5/89, 95). Sonra vasiyet için iki şahit tutma tavsiye edilir. Surenin sonunda ise havarilerin, gökten mucize bir sofra (maide) inmesi için Hz. İsa’dan dua etmesini istemeleri ile ilgili bir olay anlatılır. Sonra bir mucize gerçekleşir. Aslında bu ayet ile yeryüzünün tümünün mucize bir sofra (maide) olduğu mesajı verilir. İkincisi hataların düzeltilmesidir. Aksi takdirde kişinin sonu dinden uzaklaşmak, şirk ve putperestlik olabilir: Maide suresinden sonra Enam suresi gelir. Tek parça halinde inen Mekkî bir suredir. (Bakara, Âl-i İmran, Nisa ve Maide sureleri ise Medenî idi.) Önceki Medenî surelerde bir vahiy toplumu olan Yahudi ve Hristiyanların bozulma süreçleri ve hataları anlatılmıştı. Enam suresinde de aslında bir vahiy toplumu olan ve Hz. İbrahim, İsmail gibi peygamberleri kabul eden Arap cahiliye toplumunun hataları anlatılmakta, nasıl putperest bir toplum haline geldikleri açıklanmaktadır. Surenin başında kainatın ve insanın yaratılışı hatırlatılarak tevhid konusu ve önemi açıklanmaktadır. Sonra cahiliye Araplarının risalet ile ilgili akıldışı talepleri zikredilmektedir. Onlar peygamberin meleklerden gönderilmesini istediler. ‘Eğer yeryüzünde melekler yaşasaydı o zaman melek bir peygamber gönderilirdi.’ şeklinde cevap verildi. Sonra müşriklerin ahiret ve dünya hayatı ile ilgili yanlış görüşleri tenkit edildi. Üçüncüsü ise peygamberin tebliğ görevidir. Bu bölümde Hz. İbrahim (a.s.) örnek verilir. O tevhid inancındaydı. Hz. İbrahim (a.s.)’ın, tevhid inancını ispat için yıldız, ay ve güneş gibi varlıkların Tanrı olamayacağına dair bir sorgulaması aktarılır. Çünkü bunlar yok olan/değişen fani varlıklardır. Yıldız, güneş, ay ve diğer varlıkları Allah insan için yarattı, ama insanların bir kısmı bu nimetlere şükredecekleri yerde, bunları Tanrı edinerek Allah’a şirk koştular. Şirk gerçekten büyük bir zulümdür (haksızlıktır).

KUR'AN-I KERİM MEALİ - 8.CÜZ

8.Cüz’de Enam suresinin son tarafı ve Araf suresinin ilk yarısı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki cahiliye düşüncelerinden kurtulmaktır. Enam suresinin ana konusu olan cahiliye dönemi müşrik Arapların hataları sıralanmaya devam etmektedir. Bunlar; Allah’tan başkasının hükmünü kabul etmek, putlar için kurban kesmek, çocuklarını diri diri toprağa gömmek, yetime kötü davranmak, ölçü ve tartıda haksızlık yapmaktır. Enam suresi, cahiliye düşüncesine karşı İslam’ın tevhid inancının ortaya konulduğu bir söz/dua ile sona ermektedir. İkincisi şeytana karşı dikkatli olmaktır. Bu cüzde ayrıca Araf suresi başlamaktadır. Önceki surelerde haktan sapan vahiy toplumlarından örnekler verilmişti. Yahudiler, Hristiyanlar ve cahiliye Arapları... Bu surede ise tevhid ve şirk mücadelesinin ilk insan Hz. Adem ile başladığı; bu açıdan peygamberlerin tevhid ve doğruluğun temsilcileri, şeytanın ve avenesinin ise şirk ve sapkınlığın temsilcileri/ana sebepleri olduğu belirtilmektedir. Burada güzel bir uyarı bulunmaktadır: “Ey Adem oğulları, dikkat edin! Şeytan, atalarınız (Adem ile Havva’yı) ayıp yerlerini kendilerine göstermek (rezil etmek) için elbiselerinden soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de kandırmasın/aldatmasın. Şeytan ve avenesi, hiç fark edemeyeceğiniz şekilde pusuda beklerler!..” (A’raf, 7/27). Hz. Adem ve Havva hatalarını anlayıp tövbe ettiler ve kurtuldular. Şeytan ise hatasında hâlâ ısrar etmektedir. Üçüncüsü ise arada kalmamak, kararsız olmamaktır. Bu cüzün son kısmında ise, sureye adını veren Araf konusu zikredilmektedir. Araf, urf kelimesinin çoğulu olup yüksek yerler manasındadır. Bu terim cennet ile cehennem arasındaki bölgede bulunan yüksek yerler veya tepeler için kullanılmaktadır. Sahabeden gelen habere göre, Araf’ta duran kişiler günah ve sevapları eşit olan Müslümanlardır. Allah onlar hakkında hükmedinceye kadar bu ara tepede duracaklardır.

KUR'AN-I KERİM MEALİ - 9.CÜZ

9.Cüz’de Araf suresinin son tarafı ve Enfal suresinin baş tarafı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki peygamberlerin mücadelesidir. Tarihte tevhid ve şirk mücadelesi insanoğlu var oldukça devam edecektir: Bu cüzde Araf suresi peygamberlerin mücadelelerinden örneklerle tamamlanmaktadır. Söz konusu örneklerden en uzunu Hz. Musa dönemi ile ilgilidir. a. Burada Hz. Musa’nın Firavun ile mücadelesi, o dönemde Müslüman olan sihirbazların Firavun’un katliamı ile şehit olmaları gerçeği (A’raf, 7/104-126). b. Hz. Musa’nın ve ashabının Firavun’un zulmünden kurtulma çabaları ve hicret talepleri, ayrıca o dönemde yaşanan kıtlık, tufan, çekirge, haşere, kurbağa ve kan yağması gibi belalar sonunda Firavun’un Hz. Musa ve ashabına hicret için izin vermesi, ancak sonra sözünden dönüp ordusu ile Hz. Musa ve ashabın takip etmesi ve sonunda ordusuyla beraber denizde helak olması aktarılır (A’raf, 7/130-136). c. Bundan sonra Hz. Musa’nın kutsal bölge Sina dağına gitmesi ve orada 40 gün kalması, daha sonra kendisine vahyin yazılı levhalar halinde verilmesi, o dönemde Yahudilerin sapmaları ve ihanetleri anlatılır. Mesela, denizi geçerek Firavun’un şerrinden kurtulan İsrailoğulları, daha kurtulur kurtulmaz puta tapan bir kavim görünce Hz. Musa’dan bir put yapmasını istediler; Hz. Musa ise, onlara büyük bir cahillik yaptıklarını söyledi ve nasihat etti (A’raf, 7/138-140). İsrailoğullarının ikinci ihanet ve sapmalar ise, yanlarından 40 günlüğüne ayrılan peygamberleri Hz. Musa’dan sonra hemen altın, gümüş ve mücevherlerden bir buzağı yapıp tapmalarıdır (A’raf, 7/148-154). d. Sonra Ashab-ı sebt (Cumartesi ashabı) Yahudilerinin diğer hileleri (A’raf, 7/162) anlatılır, sıralanır. İkincisi Allah’a olan il sözümüz, ahdimizdir. Allah’a ilk ahdimiz “Sen bizim Rabbimizsin”, sözüdür. Bu cüzün ikinci bölümünde ise kalu bela olayı ile başlayan ilk ahid/söz hatırlatılır. (A’raf, 7/172-173); Allah’ın esma-i hüsnasının (güzel isimlerinin) doğru anlaşılması gerektiği bildirilir. İnsanın şirk koştuğu putlar ve şeytanlar açıklanır ve bunlara karşı mücadele edilmesi istenir. Kur’ân okunurken bile şeytanın pusuda olup vesveselerle kandırabileceği bildirilir ve Euzü besmele ile şeytanın şerrinden Allah’a sığınmak gerektiği açıklanır. Enam suresi; dua, zikir, tesbih ve secde emriyle sona erer (A’raf, 7/204-206). Üçüncüsü ise dünyevileşme tehlikesidir. Bu cüzün son bölümünde Enfal suresi başlar; Bedir savaşındaki ilk galibiyet ve ganimet problemi açıklanır. Çünkü savaştan sonra bütün gruplar ganimetlerin kendilerine ait olduğunu iddia etmiş ve bir husumet ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine Enfal suresinin baş tarafı indirildi ve ganimetlerin hepsinin Allah ve Resûlüne (devlete) ait olduğu açıklandı, bütün zaferin ve ganimetlerin Allah’ın yardımıyla kazanıldığı hatırlatıldı. Ancak müminler hatalarını anlayıp pişman oldukları ve tövbe ettikleri için yeni inen ayetlerde; ganimetlerin humusu (1/5’i) Allah ve Resûlüne (devlete) kalacak, beşte dördü (4/5’i) ise mücahitler arasında dağıtılacak şeklinde uygulama başlatılır (Enfal, 8/41). O dönemde savaş teçhizatını her mücahit kendisi tedarik ettiği için ganimetten hisse sahibi oluyordu. Ama daha sonraları devlet, askerinin bütün ihtiyaçlarını ve savaş durumunda teçhizatını tedarik ettiği için ganimetler tümüyle devlete kaldı. Ayrıca bu 9. cüzün son tarafında müşriklerin tuzakları, tutarsız talepleri ve kaçınılmaz savaş gerçeği aktarılır, Müslümanların savaşa hazır olmaları istenir.

KUR'AN-I KERİM MEALİ - 10.CÜZ

10.Cüz’de Enfal suresinin son tarafı ve Tevbe suresinin baş tarafı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki savaş ahlakıdır. Savaşta bile ensar-muhacir gibi ahlaklı olmak ve kulluğa devam etmek gerekir: Enfal suresinin son tarafında Bedir savaşı örneği üzerinden savaş stratejileri anlatılır. Ayrıca savaşta da ahlaklı olma ve kulluk emredilir. Bunlara dikkat edilirse Allah’ın yardımı her zaman Müslümanlarla beraberdir. Bir kavim kendisini değiştirmedikçe Allah da onlara olan nimetini değiştirmez (Enfal, 8/53). Müslümanlara yardım eden ve kalplerini birleştiren Allah’tır (Enfal, 8/63). Surenin sonunda Medine’ye hicret eden muhacirler ve onlara yardım eden ensar anlatılır, onlar medh edilir ve imanın topluma yansımasının muhacir-ensar kardeşliğinden, ayrıca sıla-ı rahime riayet etmekten geçtiği hatırlatılır ve sure tamamlanır. İkincisi İslam toplumunun düşmanlarıdır. Onuncu cüzün bu bölümünde Tevbe suresi başlar. Bu sure Enfal suresinin devamı niteliğinde olduğu için başında besmele bulunmamaktadır. Ayrıca sure, anlaşmayı bozan ve bölgede sürekli fitne çıkaran müşriklere verilen bir ültimatom ile başlar. Bu nedenle de surenin başında rahmet ifadesi olan besmelenin bulunmadığı belirtilir. Bu bölümde yeryüzünde fitne çıkaran düşmanlara karşı savaşa hazır olunması gerektiği açıklanır. Ayrıca önemli bir iç tehlike olan ve İslam toplumunun birliğini bozan, moralini çökertmeye çalışan münafıklar üzerinde durulur. Onların ahlaki zaafları, çalışma usulleri ve stratejileri anlatılır. Müslümanların bunlara karşı da dikkatli olmaları ve mücadele etmeleri gerektiği hatırlatılır. Çünkü bir toplumun iç ve dış güvenliği çok önemlidir. Üçüncüsü ise İslam ekonomisinin hedefleridir. Bu cüzün son kısmında infaktan bahsedilir. Ekonomik refahın sağlanması için çalışma ve teknoloji üretme yanında toplumsal yardımlaşma modeli olan bir infak stratejisi geliştirilmesi de emredilir. Yardıma muhtaç olanların mutlaka korunması gerektiği hatırlatılır. Toplumsal yardımlaşmanın bir parçası olan zekat ve sadakaların kimlere verileceği açıklanır (Tevbe, 9/60). Bütün bu çalışmaların İslam toplumunu güçlendireceği ve kalpleri birleştireceği anlatılır. Bu noktada da olumsuz propaganda yapan münafıklara yeniden dikkat çekilir.

KUR'AN-I KERİM MEALİ - 11.CÜZ

11.Cüz’de Tövbe suresinin son tarafı ve Yunus suresinin tamamı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki tövbe etmektir. Tövbe suresinin son tarafında tövbe ve istiğfar konusu işlenmektedir. Bir peygamberin, müşrikler için istiğfar etmesinin ve af dilemesinin doğru olmadığı belirtilmektedir. Bununla ilgili olarak Hz. İbrahim üzerinden örnek verilmektedir. Çünkü o da kâfir olan baba(lığı) için istiğfar etmişti. Allah ise muhacir, ensar ve diğer samimi müminlerin dua ve istiğfarlarını kabul etmektedir. Bu bağlamda Tebük savaşına keyfi katılmayan, ama sonra çok pişman olup tövbe eden 3 sahabinin durumu hatırlatılır. Bir aydan daha fazla süre devam eden bu tövbe/pişmanlık süreci, toplumsal tepki ve yeryüzünün onları daralttığı bir dönemde tövbelerin kabul edilmesi ve 3 sahabinin kurtulması bizim için önemli bir örnektir (Tevbe, 9/118). Rıyazü’s-Salihin isimli hadis kitabının başındaki Tövbe bölümünde, tövbe eden bu 3 sahabinin ilginç hikayesi ile ilgili rivayet aktarılır (Buhari, Megâzi, 80; Müslim, Tevbe, 53). Mutlaka oradaki bu olay gibi çok farklı tövbe olayları okunmalıdır. İkincisi Müslümanca duruştur. Bu cüzde Yunus suresi de bulunmaktadır. İlk kısmında Hz. Peygamber’in Mekke’deki risalet çalışması, insanları tevhide çağrışı ve onların tepkileri karşısında sergilediği Müslümanca duruş anlatılmaktadır. Burası aslında bütün davetçiler için önemli bir bölümdür. Üçüncüsü ise şahsiyetli olmaktır. Yunus suresinin ikinci bölümünde ise Hz. Yunus’un da içinde bulunduğu önceki 3 peygamberin tevhid çağrısı, risalet çalışması ve cahiliye toplumu karşısında sergiledikleri duruşları anlatılır. Bu tevhidi duruşun bütün peygamberlerin sünneti (hayat tarzı) olduğu hatırlatılır ve bütün davetçilere bir mesaj verilir.

KUR'AN-I KERİM MEALİ - 12.CÜZ

12.Cüz’de Hud suresinin 1. sayfası dışındaki tamamı ve Yusuf suresinin ilk yarısı bulunmaktadır. Yunus, Hud, Yusuf, İbrahim, Hicr sureleri aslında Elif-lam-ra (الر (ile başlayan sureler serisidir. Bununla belki de bu 5 surenin konu bütünlüğüne/birliğine dikkat çekilmekte ve dikkatli okunması gerektiği mesajı verilmektedir. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki peygamberlerin mücadelesidir. Hud suresinin girişinde (tebliğ edilmesi emredilen) tevhid, risalet ve ahiret ile ilgili konular aktarılır. Bu girişten sonra önceki ümmetlere gönderilen peygamberlerin tebliğ sırasında yaşadığı olaylar (Yunus suresindeki kaldığı yerden) anlatılmaya devam etmektedir; orada peygamberlerin kavmi ile ilk iletişimleri/tebliğleri ve kavimlerinin tepkileri anlatılırken, bu surede ise olayların devamında tebliği reddeden ve peygamberlere savaş açan o kavimlerin helakı açıklanmaktadır. Hz. Nuh ve kibirli kavminin helak oluşu (Hud, 11/25-49), Hz. Hud ve hilekâr kavminin helak oluşu (Hud, 11/50-60), Hz. Salih ve zalim kavminin helakı (Hud, 11/61- 68), Hz. Lut ve ahlaksız kavminin helakı (Hud, 11/77-82), Hz. Şuayb ve sahtekâr kavminin helakı (Hud, 11/61-68), Hz. Musa ve kendisini putlaştıran zalim Firavun ile mücadelesi ve zalimlerin sonu (Hud, 11/96-101) anlatılmakta; “Kesinlikle zalimlere meyletmeyin..” (Hud, 11/113) emri ve “Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir” (Hud, 11/123) hatırlatması ile sure sona ermekte; Muhammed ümmetinin aynı hatalara düşmemesi istenmektedir. İkincisi hayatın zorluklarına karşı sabretmenin gerekliliğidir. Bu cüzde Yusuf suresinin ilk kısmı da bulunmaktadır. Yusuf suresinde sadece Yusuf peygamberin hayatı baştan sona anlatılmakta, başka bir yerde Hz. Yusuf ile ilgili bir bilgi verilmemektedir. Sure Hz. Yusuf’un gördüğü bir rüya ile başlar. Bu rüya ile babası Yakup Peygamberin küçük Yusuf’a sevgisi daha da artar. Bunu kıskanan kardeşleri küçük Yusuf’tan kurtulmak isterler ve onu bir kuyuya atarlar. Oraya su ihtiyaçları için uğrayan kervandaki kişiler kovalarını sarkıtınca onu bulup kurtarırlar, ancak Mısır’a götürüp orada köle olarak satarlar. Üçüncüsü ise suçsuz olanların kurtulması, temiz hallerinin ortaya çıkmasıdır. Hz. Yusuf’u satın alan kişi Mısır’ın üst seviyede yöneticisi olan bir azizdir. Eşi ile birlikte Yusuf’u büyütürler. Ancak Yusuf güzel bir genç olunca Aziz’in hanımı tarafından rahatsız edilir ve kadının yararlanma isteği etrafta duyulunca o dönemdeki skandalı önlemek için; suçsuz olduğu halde Hz. Yusuf’u hapse atarlar. Çünkü sonuçta o ellerindeki bir köledir ve hiçbir kıymeti yoktur. Hapiste Hz. Yusuf iki kişi ile tanışır. Bir gün o ikisi bu temiz gence gördükleri ilginç rüyalarını anlatırlar. Hz. Yusuf rüyalarını tabir etmeden önce onlara tevhid inancını anlatır, İ slam’ı tebliğ eder. Sonra bu rüyayı; o iki kişiden birisinin hapisten kurtulup kralın yakın adamı olacağı, diğerinin ise asılıp idam edileceği şeklinde tabir eder ve yorumlar. Daha sonra olaylar bu şekilde gelişir. Kurtulan kişi kralın yakın adamı olur ve Hz. Yusuf’u unutur. Yıllar sonra kralın gördüğü bir rüyayı kimse tabir edemeyince, o kişinin aklına zindandaki Hz. Yusuf gelir ve onu çıkartırlar. Hz. Yusuf bu rüyayı ileride gelecek ve yedi yıl sürecek büyük bir kıtlık ile tabir eder. O kıtlığa hazırlık yapılması gerektiğini söyler. Bunun üzerine Hz. Yusuf, kral tarafından Mısır’ın ekonomisi ile ilgili olarak görevlendirilir ve büyük hazırlıklar başlar. Bu dönemde Aziz’in karısı da vicdan azabından dolayı Yusuf’un suçsuz ve temiz olduğunu itiraf eder…( Sonraki gelişmeler ve olaylar bir sonraki 13. cüzde devam etmektedir.)

KUR'AN-I KERİM MEALİ - 13.CÜZ

13.Cüz’de Yusuf suresinin son yarısı, Ra’d ve İbrahim surelerinin tamamı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki sabredenlerin kurtulması, başarılı olmasıdır. Yusuf suresinin son kısmında Mısır ve Ortadoğu’da gerçekleşen bir kıtlıktan bahsedilir. Kıtlığa hazırlıksız yakalanan insanlar Filistin tarafından Mısır’a gelip yiyecek talebinde bulunurlar. Gelen kişiler arasında Hz. Yusuf’un kardeşleri de vardır. Ancak Yusuf Peygamber onları affedip yiyecek vermiş, babalarıyla beraber Mısır’a gelmelerini ve yerleşmelerini istemiştir. O sıralar Yakup peygamber üzüntüden gözleri görmüyordu, oğlu Yusuf’un gömleği gelince onu gözlerine sürdü, Allah’ın izni ile gözleri açıldı ve görmeye başladı. Sonra hep beraber Mısır’a gittiler. Yusuf Peygamber’in yanına gelince hepsi ona saygı için eğildiler (Yakup peygamber ve 11 oğlu). Böylece Hz. Yusuf’un küçükken gördüğü rüya gerçekleşmiş oldu. Surenin sonunda Hz. Yusuf’un bir konuşması ve duası bulunmaktadır (Rad, 13/100-101). Yusuf suresi ile Allah Mekke’de zor durumda olan Hz. Muhammed ve ashabına moral vermekte, ileride gerçekleşecek olan hicret ve devlete hazırlamakta, onların da Hz. Yusuf gibi başarılı olacaklarını müjdelemektedir. İkincisi güçlü mümin olmak, Allah’a itaatle güçlenmektir. Sonra Ra’d suresi başlar. Burada Kur’ân’ın güç ve kudret sahibi Allah’tan geldiği ve O’nun gücünün; yerlerin ve göklerin yaratılışı ve sistematik işleyişinde, diriliş, ilim, gök gürültüsü (ra’d) ve meleklerin itaatinde görüldüğü zikredilir, insanlar iman ve itaate davet edilir ve kalplerin Allah’ın zikri ile mutmain olacağı açıklanır (Rad, 13/28). Burada ayrıca güçlü müminin sıfatları da zikredilir: a. Onlar ahitlerinde dururlar, b. Allah’ın emrettiği ilkelerden ayrılmazlar, c. Sabrederler, d. Namaz kılarlar, e. İnfak ederler, f. Kötülüğü iyilikle silerler, g. Risalete de her zaman tabi olurlar (Rad, 13/19-33). Üçüncüsü ise peygamberlerin duruşu, güçlü şahsiyet ve örnek insan olmalarıdır. Bu cüzde ayrıca İbrahim suresi bulunmaktadır. Kitabın ve peygamberin rehberliği anlatılmakta; Hz. Musa, Nuh, Ad ve Semud kavimlerinden örnekler verilmektedir. Ümmetlerin bir kısmı da peygamberlerini reddetmiş, ülkelerinden sürme veya öldürme ile tehdit etmişlerdi. Aynı şeyler Hz. Muhammed ve ashabı için de söz konusuydu (İbrahim, 14/3-34). Surenin sonunda ise Hz. İbrahim’in uzun ve güzel bir duası bulunmaktadır (İbrahim, 14/35-41).

KUR'AN-I KERİM MEALİ - 14.CÜZ

14.Cüz’de Hicr ve Nahl surelerinin tamamı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki hayatı Allah için yaşamaktır. O’nun istediği gibi bir mümin olmaktır. Hicr suresinde genel olarak Allah için yaşamak ve mücadele etmek konusu işlenmektedir. (Hicr: Mekke’nin kuzeyinde Semut kavminin yaşadığı bir yerdir). Bu sure Kur’ân’ın rehberliği ile başlamaktadır; sonra tarihte tevhid ve şirk mücadelesi özetlenmekte, peygamberle mücadele edenlerin akıbetleri açıklanmaktadır: Hz. Adem ve şeytan mücadelesi (Hicr, 15/52-84), Hz. İbrahim ve azap meleklerinin diyaloğu (Hicr, 15/52-60), Lut kavminin helakı (Hicr, 15/61-77), Şuayb peygamberin kavmi Eyke’nin helakı (Hicr, 15/78-79) ve Semut kavminin yurdu Hicr ve helakı (Hicr, 15/80-84) anlatılmaktadır. İkincisi müminlerin mütevazı ve cesur olmalarıdır. Sonra Hicr suresi şu güzel mesajlarla tamamlanmaktadır: İnsanlara güzel davran, Kur’ân’ı tebliğ et, onların elindeki güç sizi etkilemesin, müminlere şefkatli davran, müşriklere aldırma, Rabbini tesbih et ve O’na secde et, ölünceye kadar ibadete devam et (Hicr, 15/85-99). Üçüncüsü ise peygamberlerin tebliğidir. Burada ayrıca Nahl suresi de bulunmaktadır. Bu surede; tevhid inancıyla ilgili yoğun bir tartışma ortamı oluşturulmakta; vahiy gönderen Allah, kâinatın ve sizin yaratıcınız-Rabbiniz olan Allah’tır (Nahl, 16/1-34). Müşrikler tek Tanrı olan Allah’a ortak koştukları için yeryüzünde büyük bir fitneye sebep olmakta ve hadlerini aşmaktadırlar (Nahl, 16/35-47). Siz Hz. İbrahim (a.s.) gibi olun, tebliğe devam edin ve sıkıntılara sabredin. Takva ve ihsan sahibi olun (Nahl, 16/120-128).

KUR'AN-I KERİM MEALİ - 15.CÜZ

15.Cüz’de İsra suresinin tamamı ve Kehf suresinin ilk yarısı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki Allah’ın desteğidir. Tebliğe devam eden ve sıkıntılara sabredenlere Allah yardım eder: İsra suresinde Allah’ın sonsuz gücü anlatılmaktadır. Ayrıca İsra (gece yolculuğu) mucizesi ile İslam’ın, önceki peygamberlere gönderilen ilahî dinlerin devamı ve sonuncusu olduğu mesajı verilmektedir. İslam, aslında Hz. Adem’le başlayan bir süreçtir. O dönemde Mekke’de inşa edilen Kâbe, yeryüzünün ilk mabedidir. Daha sonra Kudüs’te Mescid-i Aksa inşa edilmiştir. Son peygamberin gelişi ile İslam yeniden yeryüzüne Mekke’den yayılmıştır. Bu açıdan Mescid-i Haram (Kâbe) ile Mescid-i Aksa (Kudüs) arasında bir bağ bulunmaktadır (İsra, 17/1). Surede İsra olayından sonra Hz. Musa dönemine geçilir. Çünkü o dönem tarihin önemli kırılma noktalarından birisidir ve Hz. Musa’ya gönderilen 10 emrin büyük bir bölümü bu surede âdeta yeniden emredilir. “Allah’a şirk koşmayacaksın, öldürmeyeceksin, zina etmeyeceksin, çalmayacaksın….vd.” (İsra, 17/11-54). İkincisi Allah için hicrettir. Surenin ikinci bölümünde Hz. Adem’in yeryüzüne inişi ve şeytanın yeryüzündeki tuzakları anlatılıp (İsrâ, 17/61-67), ardından hicret duası zikredilir (İsrâ, 17/80). Bununla sanki bir yıl sonra olan hicrete bir hazırlık ve asıl imtihanın hicretten sonra başlayacağına dair bir mesaj verilmektedir. Surenin son tarafında ise, Hz. Peygamber’e ve Müslümanlara önemli uyarılar bulunulmakta (İsrâ, 17/89-103) ve özellikle İsrailoğullarının bir araya geldikten sonra yeryüzünde çıkaracakları ikinci büyük fitneye karşı hazırlıklı olma uyarısı yapılmaktadır (İsrâ, 17/4-7, 104). Üçüncüsü ise hicretle başarılı olmaktır. Ayrıca bu cüzde Kehf suresinin ilk yarısı bulunmaktadır. Surenin başında bir grup inanmış gencin hicreti anlatılır. Sığındıkları mağarada kaderin tecellisi ile 309 sene uyutulurlar, sonra uyanırlar. Uyandıkları yüzyılda ahiret ve dirilişe imanda bir zayıflık olsa gerek ki, (özgürlüğe giden yolda) insanlara böyle bir “diriliş” örneği gösterilir. 309 sene sonra bu gençler yeniden yeryüzüne gelirler. Bu surede de Müslümanları (sahabeyi) hicrete hazırlama ve onlara moral verme söz konusudur. Allah için hicret edenlerin başarılı olacakları vurgulanır (Kehf, 18/9-31); Sonra Hz. Musa ve Hızır olayı ile şer gibi görünen hadiselerin hayır olabileceği/hayırla sonuçlanabileceği ve biraz sabredilmesi gerektiği ifade edilir (Kehf, 18/60-82).

KUR'AN-I KERİM MEALİ - 16.CÜZ

16.Cüz’de Kehf suresinin son kısmı, Meryem ve Taha surelerinin tamamı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki imanlı bir genç olmaktır. Kehf suresinin son tarafında Zülkarneyn ve ilginç duvar inşası ile ilgili konu işlenmektedir (Kehf, 18/83-98). Hadislerde de Kehf suresinin Cuma günü okunması tavsiye edilmekte (Hakim, 12/368 (hasen)) ve deccal fitnesinden koruyacağı ifade edilmektedir (Müslim, Salatü’l-müsafirin, 275 (709)). Gelecekteki fitnelerden korumak, Kehf suresinin manasının ve mesajlarının anlaşılması ile olabilir. Ashab-ı kehf ile imanlı bir gençlik yetiştirilmesi, Hz. Musa-Hızır olayı ile bizlere kadere teslimiyet ve sabır tavsiye edilmekte, Zülkarneyn kıssası ile teknolojiden yararlanmanın önemi anlatılmaktadır. İşte bu mesaj ile Müslümanlar gelecekte başarılı olurlar. İkincisi diriliş örnekleridir. Ölüyü dirilten Allah, isterse ölü bir toplumdan yeni bir İslam toplumu yaratır. Meryem suresinde, dirilişin âdeta örnekleri verilmektedir. a. İhtiyarlık döneminde Hz. Zekeriya ile kısır hanımından mucizevi olarak bir çocuk doğması, Yahya olarak isimlendirilmesi, b. Bakire ve iffetli bir kız olan Meryem validemizden mucizevi olarak (babasız) bir çocuğun doğması ve İsa olarak isimlendirilmesi anlatılmaktadır. Hz. Yahya ve İsa, daha doğmadan isimleri konulan peygamberlerdendir. c. İhtiyarlık döneminde Hz. İbrahim ile kısır hanımından mucizevi olarak bir çocuk doğması, İshak olarak isimlendirilmesi, d. Hz. Musa döneminde Turu Sina’da (Sina dağı) diriliş ve e. Hz. İdris’in göğe çekilmesi (Meryem, 19/1-58). Surenin sonunda dirilişi inkâr edenlerin ahiretteki halleri anlatılır (Meryem, 19/66-98). Üçüncüsü ise sabırla ve ihlasla tebliğe devam etmektir. Bu cüz Taha suresi ile tamamlanmaktadır. Sure, Kur’ân’ın misyonu olan doğruları hatırlatma (tezkire) mesajı ile başlamakta, Hz. Musa’nın hayatından bir kesit ile devam etmektedir. Burada Hz. Musa’nın, Medyen başta olmak üzere, Mısır’daki uzun mücadelesi, Firavun’un zulmünden kurtulması ve sonraki dönemlerde yaşananlar, ümmetini eğitmek için sarf ettiği çabası ve emeği teferruatlı bir şekilde anlatılmakta; âdeta Mekke’deki Müslümanlara sabırla tebliğe devam ederlerse başarılı olacakları ve zafere ulaşacakları mesajı verilmektedir (Tâhâ, 20/1-100).

KUR'AN-I KERİM MEALİ - 17.CÜZ

17.Cüz’de Enbiya ve Hac surelerinin tamamı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki Allah’ın; peygamberlerin ve kendisinin yolunda çalışan müminlerin dostu, destekçi olmasıdır. Enbiya suresi, peygamberlerin mücadeleleri ve Allah’ın hâkimiyetinden bahseder. Surenin girişinde peygamberlere tavır alanların durumu anlatılır (Enbiyâ, 21/1-47); daha sonra peygamberlerin mücadeleleri ve kurtuluş örnekleri aktarılır: a. Hz. İbrahim, tevhid mücadelesi ve ateşten kurtuluşu, b. Hz. Lut, tevhid mücadelesi ve azaptan kurtuluşu, c. Hz. Nuh, tevhid mücadelesi ve tufandan kurtuluşu, d. Hz. Eyüb ve sabrı ile sıkıntıdan kurtuluşu, e. Hz. Yunus, mücadelesi ve cezadan kurtuluşu, f. Hz. Zekeriya’nın soyunun Hz. Yahya ile devam etmesi, g. Hz. Meryem’in soyunun Hz. İsa ile devam etmesi. İşte bunlar İslam ümmetinin tarihsel sürecidir (Enbiyâ, 21/48-91). İkincisi peygamber sonrası durumdur. Enbiya suresinde ise, peygamberlerden sonra ümmetlerinin halleri aktarılır: a. Dinlerini parçaladılar, tahrif ettiler, b. Salih amel işleyenler ve sapmayanlar kurtuldu, c. Sapanlar dünya ve ahirette cezalandırıldı (Enbiyâ, 21/92-106) Üçüncüsü ise haccın evrenselliğidir. Hac suresinde, Allah’ın yeryüzündeki sembollerini anlamamız ve onlara karşı saygılı olmamız istenir. Kâbe, tevhidin sembolüdür, Safa ile Merve fedakârlığın sembolüdür. Kurban, Allah’a yaklaşmanın sembolüdür. Surenin başında insanlar takvaya (sorumluluk bilincine) çağrılır, ölüm ve hayat üzerinde düşünmeleri istenir (Hac, 22/1-24); daha sonra yoğun bir şekilde hac ibadeti, tevhid inancı, Hz. İbrahim’den bugüne kadar Kâbe’nin konumu ve önemi, hacda kesilen kurbanlarla ile ilgili hükümler, Allah için yaşamanın ve mücadele etmenin önemi anlatılır (Hac, 22/25- 76). Bu surede, secde ayeti de bulunmaktadır. Rabbimizin bütün emirlerine boyun büktüğümüzü ve itaat ettiğimizi secde ile göstermemiz istenir. İbn Mes’ud şöyle dedi: “ Hac suresi, içinde secde emri olduğu halde Resûlullah’a inen ilk suredir. Allah Resûlü sureyi okuduktan sonra secde yaptı ve insanlar da secde yaptılar…” (Hakim, 1/342 (803), (sahih)). Secde, Allah’a kulluğun zirvesi ve itaatin bir sembolüdür.

KUR'AN-I KERİM MEALİ - 18.CÜZ

18.Cüz’de Müminûn ve Nur surelerinin tamamı, Furkan suresinin baş tarafı bulunmaktadır. Bu üç surede de ideal müminin vasıfları anlatılmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki kurtuluşa eren müminlerin sıfatlarıdır. Müminûn suresinin başında, (cennetlerin en güzeli) Firdevs cennetine girecek müminlerin vasıfları kısaca zikredilir. (Mü’minûn, 23/1-11). Bu vasıflara göre ideal müminler; a. Namazlarını huşu içinde kılarlar, b. Boş/faydasız şeyleri terk ederler (zaman onlar için önemlidir), c. Zekât verirler, d. Namuslarını korurlar, e. Emanete riayet ederler (onlar güvenilir ve dürüst insanlardır). Sonra Allah’ın verdiği nimetler (Mü’minûn, 23/12-22) ve bu nimetleri inkâr edenlerin sonları anlatılır (Mü’minûn, 23/23-53). Müslümanlardan da aynı hataya düşmemeleri istenir. (Mü’minûn, 23/54-91). İkincisi ahlakın müminlerin en temel sıfatı olmasıdır. Cüzdeki diğer sure ise Nur suresidir. Bu sure önceki Müminûn suresinin tamamlayıcısı konumundadır. Buna göre; ideal mümin, ahlaki seviyesi yüksek olan, başörtüsü ve tesettürü Allah’ın emri olarak kabul eden, başkalarının ırzına dil uzatmayan, dedikoduların peşinde koşmayan ve dilini koruyan kişidir. Bu surede iki büyük tehlikeye dikkat çekilir: Zina ve iftira. Bunlara karşı ceza, boykot (kamuoyu baskısı) ve ahlaki eğitim yöntemleri anlatılır. Bu surede ideal müminin sıfatları ahlaki açıdan şöyle açıklanır: a. Zinadan kaçarlar, b. Başkasına iftirada bulunmazlar, c. Günah işlediklerinde hemen tövbe ederler ve bir daha o günahı işlemezler, d. Hz. Peygamber’e ve eşlerine karşı saygılıdırlar, e. Tesettüre dikkat ederler, f. Karşı cinsi gördüklerinde gözlerini indirirler ve harama bakmazlar. g. Evliliğe teşvik ederler, h. Sabah-akşam Allah’ı zikrederler ve farzları yerine getirirler, i. Çocuklarını doğru eğitirler, j. Ticaretleri onları ibadetten alıkoymaz, k. Evlere girince selam verirler ve eşlerine iyi davranırlar (Nûr, 24/2-61). Üçüncüsü ise Kur’an’ın müminlerde bir farkındalık oluşturmaya çalışmasıdır. Bu cüzün sonunda ise Furkan suresinin giriş kısmı bulunmaktadır. İlk ayette; Kur’ân’ın misyonunun, âlemler için bir uyarıcı olduğu hatırlatılır (Nûr, 24/1), sonra farklı şeylere dikkat çekilir. Bununla bir farklılık ve farkındalık oluşturulmaya çalışılır: a. Her şeyi yaratan Allah ile hiçbir şey yaratamayan/aciz putlar bir değildir, b. İyiler için cennet, kötüler/zalimler için cehennem söz konusudur, c. Ayrıca Kur’ân’ı kabul edenler ve reddedenler, d. Peygamberler ve ümmetleri, e. Gündüz ve gece, yağmur ve kıtlık/kuraklık, tatlı su ve tuzlu su, baki ve fani, gökler ve yerler anlatılır… (Furkân, 25/2-62) Kur’ân bu şekilde Furkan olma özelliği ile sizde bir farklılık ve farkındalık oluşturur.

KUR'AN-I KERİM MEALİ - 19.CÜZ

19.Cüz’de Furkan suresinin son tarafı, Şuara suresinin tamamı ve Neml suresinin baş tarafı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur. İlki ideal müminin sıfatlarıdır. Furkan suresinin son tarafında; Rahmanın (has) kulları ve örnek vasıfları tanıtılır. Onlar hayatlarını ibadetle geçirip Allah’ın yasaklarından kaçanlardır. Bu kısımda da ideal müminin vasıfları anlatılmaya devam etmektedir: a. Onlar mütevazıdır, b. Cahillerle tartışmazlar, onlara selam der ve geçerler, c. Geceleri (teheccüt namazında) Rablerine secde ederler ve kıyamda dururlar, d. Dua ederler, e. Harcamaları dengelidir; ne israf ederler, ne de cimrilik ederler, f. Allah’ın haram kıldığı cana kıymazlar ve insan öldürmezler, g. Zina etmezler, h. Hata ettiklerinde ve günah işlediklerinde hemen tövbe ederler ve hatada ısrar etmezler, i. Yalancı şahitlik yapmazlar, j. Boş/faydasız şeyleri vakarlı bir şekilde terk ederler, k. Rablerinin ayetleri hatırlatıldığında kör ve sağır gibi davranmazlar (hemen itaat ederler), l. Onlar şöyle dua ederler: “Bize eşlerimizden ve soyumuzdan gözümüzün nuru/alnımızın akı olacak nesiller ver ve bizi takva sahiplerine önder/rehber eyle.” İşte bu seçkin-temiz insanlar cennetin en yüksek makamında olacak kişilerdir. Surenin son ayeti şu şekildedir; “De ki: Duanız/kulluğunuz olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?... İkincisi ideal müminin sanal gündemlerin etkisinde kalmayacağıdır. Bu cüzde bulunan Şuara suresinde ise; insanların, peygamberlerin yolunu terk edip yapay gündeme takılmaları tenkit edilir ve bu tehlikeye dikkat çekilir. Çünkü gündemi başkaları belirlemektedir. O günkü cahiliye toplumunda şairler; zalim yöneticilerin ve zenginlerin isteğine göre yapay bir gündem oluşturuyorlardı. Burada cahiliye şairleri sanal gündemin ve algı oluşturmanın sembolüdürler. Şuara suresi bu tehlikeye dikkat çekip insanların Peygamber ve Kitab’ın yolu olan sırat-ı müstakîmden (doğru yoldan) nasıl ayrıldıklarını anlatmakta ve önceki peygamberler dönemi ve ümmetlerinden örnekler vererek bu tehlikenin aslında her asırda yaşandığını açıklamaktadır (Şuarâ, 26/10-190). Üçüncüsü ise ideal müminin rehberinin Kitap ve Sünnet olması gerektiğidir. uresinde, Kur’ân’ın insanlar için gerçek bir rehber olduğu anlatılmaktadır. Ayrıca tarihteki Hz. Musa, Süleyman, Salih ve Lut peygamberlerin rehberliklerinden örnekler verilmekte; insanları doğru yola getirmek ve sapmalarından kurtarmak için bu peygamberlerin yaptığı tebliğ çalışmaları ve örnek yaşayışları aktarılmaktadır (Neml, 27/1-58).

KUR'AN-I KERİM MEALİ - 20.CÜZ

20.Cüz’de Neml suresinin son tarafı, Kasas suresinin tamamı ve Ankebut suresinin baş tarafı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur: İlki Hz. Peygamber’in rehberliğidir. Neml suresinin son tarafında peygamberimizin rehberliğinden bahsedilmektedir. Bunlar kısaca; a. Tevhid inancı, b. Yaratılış gerçeği, c. İlmin önemi, d. Kulluk bilinci, e. Kur’ân’ın tebliği, f. Her an hamd etme düşüncesidir (Neml, 27/59-93). İkincisi Hz. Musa’nın rehberliğin Hz. Musa’nın rehberliğidir. Yirminci cüzün ortasında ise Kasas suresi bulunmaktadır. Bu sure, önceki Neml suresinin devamı niteliğindedir. Hz. Musa’nın hayatı ile ilgili önemli anlatım burada da devam etmektedir; Hz. Musa’nın Medyen’e hicret edip orada 10 yıl kaldığında yaşadıkları anlatılmaktadır (Kasas, 28/20-47); sonra Mekkeli müşriklerin Tevrat ve Kur’ân için; “Birbirini destekleyen iki sihir” sözleri aktarılıp onlara âdeta meydan okunmaktadır: “De ki: Allah katından gelen bu iki kitaptan daha faydalı/daha güzel rehberlik edici başka bir kitap varsa, haydi getirin de, ben de ona uyayım. Eğer sözünüzde sadıksanız (haydi getirin).” (Kasas, 28/48-49). Bu cüzün son bölümünde ise, Hz. Musa döneminde hak nasıl galip geldiyse, Hz. Muhammed döneminde de galip gelecektir, mesajı verilmekte; bunun için Müslümanların Tevhid inancına sarılmaları ve ayrılmamaları gerektiği hatırlatılmaktadır (Kasas, 28/50-88). Üçüncüsü ise iman ve fedakarlıktır. Bu cüzün son kısmında ise, Ankebut suresinin baş tarafı bulunmaktadır. Bu surenin daha ilk ayetlerinde imanın fedakârlık olduğu açıklanmakta, iman ettik demekle işin bitmeyeceği, bunun (mücadele ve amel-i salih ile) ispat edilmesi gerektiği anlatılmaktadır. Münafıkların ise bu fedakârlıktan kaçtıkları/kaçacakları açıklanmaktadır (Ankebut, 29/1-13). Daha sonra peygamberlerin hayatlarından fedakârlık örnekleri verilmektedir: O fedakâr insanların başında Hz. Nuh, İbrahim, Lut, Şuayb, Musa ve Muhammed (a.s.) gelmektedir. Onlarla mücadele eden Ad ve Semud kavimleri, Firavun hanedanı, Karun ve Haman gibi güçlerin de nasıl helak oldukları, anlatılmakta ve şöyle denilmektedir: “Allah’tan başka (varlıkları) dostlar/yetkililer edinenlerin durumu, ağ örerek ev yapan örümceğin haline benzer. Evlerin en zayıfı Ankebut (örümcek) ağıdır. Keşke bu bilince (o müşrikler) bir ulaşsalar!” (Ankebut, 29/41). (Ankebut, 29/41).

KUR'AN-I KERİM MEALİ - 21.CÜZ

21.Cüz’de Ankebut suresinin son tarafı, Rum, Lokman, Secde surelerinin tamamı ve Ahzab suresinin baş tarafı bulunmaktadır. Genel anlamda üç mesajı bulunur: İlki ehl-i Kitap ile güzelce mücadeledir. Ankebut suresinin son taraflarında; ehl-i kitap ile güzelce mücadele edin, Kur’ân’ı tebliğ edin, sıkıntılı durumlarda hicret ve cihat edin, ölümden korkmayın, mesajları verilmektedir İkincisi tarihi değiştirenlerdir. Bu cüzde ayrıca Rum, Lokman ve Secde surelerinin tamamı bulunmaktadır. Sanki bu üç sure, Ankebut suresinin devamı niteliğinde olup, onun gibi bu sureler de elif-lam-mim (الم (harfleri ile başlamaktadır. Rum suresinde, tarihin akışını gerekli gördüğü zamanlarda değişmesine imkan veren Allah’tır (Rûm, 30/1-5), mesajı verildikten sonra tarihin akışının değişmesi için yapılması gereken bazı şeyler zikredilmektedir: İman edip salih amel işlemek, dua edip Allah’a güvenmek, infak edip faizden kaçınmak, yeryüzünü iyi gözlemleyip analiz etmek, ümitsizliğe düşmemek, ilim ve iman sahiplerine itaat etmek, ahirete inanmak, sabretmek (direnmek) ve düşmanı hafife almadan çalışmaya devam etmek gerekir (Rûm, 30/27-60). Lokman suresinde de önceki suredeki konu devam etmektedir: Tarihin akışına yön vermek için ayrıca iki ayrı tavsiye bulunmaktadır: a. Kur’ân’ı okuyun, anlayın ve emirlerini dinleyin (Lokmân, 31/1-11). b. Çocuklarınızı doğru eğitin. Bu bağlamda onlara tevhid inancı, anne-babaya saygılı olmak, namaz kılmak, doğrunun yanında olup desteklemek, yanlışın karşısında olup mücadele etmek ve güzel ahlak sahibi olmak gibi inanç ve değerleri öğretin, onları eğitin tavsiyesinde bulunulmaktadır (Lokmân, 31/12-19). Secde suresinde ise, bu konunun devamı olarak Kur’ân’ın uyarılarını dikkate alıp yaratılıştaki esrarı düşünün, yeryüzündeki olayları iyi analiz edin, hidayet önderlerine itaat edin; onlar da peygamberler ve Rabbani alimlerdir, mesajı verilmektedir (Secde, 32/1-30). Üçüncüsü ise mümin kadınların vasıflarıdır. Bu cüzün son kısmında ayrıca Ahzab suresinin baş tarafı bulunmaktadır. Ahzab suresinde; değişim için çalışın, Allah’tan başkasından korkmayın ve fitnelere karşı uyanık olun mesajları verilmektedir. Surenin başında (Ey Peygamber… diye) Hz. Peygamber’e hitap bulunmakta, sanki onun şahsında bütün Müslümanlara seslenilmektedir. Sonra başarılı olmak için dikkat edilmesi gereken şeyler anlatılmakta, tehlikelere karşı dikkatli ve hazırlıklı olun mesajı verilmektedir. Özellikle iç ve dış tehlikelere karşı hazırlıklı olunması istenmektedir (Ahzâb, 33/1-27). Bundan sonra Peygamberin hanımlarına özel tavsiyelerde bulunulup onların şahsında diğer mümin kadınların da bu özelliklere sahip olmaları gerektiği mesajı verilmektedir. Bu tavsiyeler; a. Dünyevileşmemek (dünyanın büyüsüne kapılmamak), b. Hayalı olmak, c. Allah ve Resûlüne itaat etmek, d. Tesettüre dikkat etmek, cahiliye kadınları gibi açılıp saçılmamak, e. Namaz kılmak, zekat vermek, f. Kur’ân okuyup düşünmek ve anlamak, g. Allah’ı zikretmek… şeklinde sıralanmaktadır Bu bölüm; söz konusu tavsiyelere (emirlere) dikkat eden kadınlar ve erkeklere Allah’ın affı/mağfireti ve büyük ödülleri müjdelenmektedir (Ahzâb, 33/28-36).

YÛSUF SURESİ -Türkçe Meal

● Mushaftaki sıralamada 12. iniş sırasına göre 53. sûre olan Yusuf sûresi, 111 ayetten oluşmakta olup Mekke döneminde inmiştir. Kur’an’da baştan sona kadar bir tek konuyu anlatan tek sûre budur. Yahudilerin telkini ile Mekke müşriklerinin Hz. Peygamber’e, “İsrâiloğulları Mısır’a niçin gittiler?” şeklindeki sorusuna cevap olarak veya Müslümanların Resûlullah’tan bir kıssa anlatmasını istemeleri üzerine indiği rivayet edilmiştir. ● İlk üç âyette bu sûredeki âyetlerin Kur’an-ı Kerîm’in âyetleri olduğu, Kur’an’ın Arap diliyle indirildiği ve bu sûrede kıssaların en güzelinin anlatılacağı bildirilmektedir. Bundan sonra 101. âyete kadar Hz. Yûsuf’un kıssası anlatılmıştır. Kıssada Hz. Yûsuf’un, kardeşleri tarafından kuyuya atılması, onu kuyudan çıkaran kafile tarafından Mısır’da köle olarak satılması, bir iftira sonucu cezaevine girmesi, Mısır kralının gördüğü rüyayı yorumlaması neticesinde cezaevinden çıkarılıp maliyeden sorumlu yüksek düzeyde yöneticiliğe getirilmesi, uzun süreli bir ayrılıktan sonra babası ve kardeşleriyle tekrar buluşması gibi konular ele alınmıştır. Daha sonraki âyetlerde ise müminlere müjde ve öğütler verilmektedir. Kur’an’ın tüm kıssalarında olduğu gibi bu sûrede anlatılan Hz. Yûsuf kıssasında ibretler vardır.

MERYEM SÛRESİ - Türkçe Meal

● Mushaftaki sıralamada 19. iniş sırasına göre 44. sûre olup 98 âyettir. Sûre, Hz. Meryem’in, oğlu İsa’yı nasıl dünyaya getirdiğini anlattığı için bu adla anılmıştır. Mekke döneminin 4. yılında inmiş olmakla birlikte 58 ve 71. âyetlerinin Medine’de indiğine dair rivayet de vardır (İbn Âşûr, XVI, 57-58). ● Sûre genel olarak tevhid inancının doğruluğunu ve peygamberlik müessesesinin gerçekliğini ispatlamayı hedeflemektedir. Bu bağlamda sûrede Yahudilerin Hz. Meryem ve oğlu Hz. Îsâ hakkındaki iftiralarının reddedilmesi, Zekeriyyâ aleyhisselâma –ihtiyar olmasına rağmen– oğlu Yahyâ’nın verilmesi, Hz. Meryem’in –Allah’ın bir mûcizesi olarak– Hz. Îsâ’yı babasız dünyaya getirmesi, Hz. İbrâhim, Hz. Mûsâ, Hz. Hârûn ve diğer bazı peygamberlerin hak dine davet yolunda harcadıkları çaba dile getirilmektedir.

TÂ-HÂ SÛRESİ - Türkçe Meal

● Mushaftaki sıralamada 20. iniş sırasına göre 45. sûre olup 135 âyettir. Sûre, adını birinci âyette yer alan harflerden almıştır. Sûre Mekke’de inmiş olmakla birlikte 130 ve 131. âyetlerinin Medine’de nâzil olduğuna dair bir rivayet de vardır. Hz. Ömer’in İslâmiyet’i kabul edişiyle ilgili meşhur rivayette Hz. Ömer’in, kız kardeşi ve eniştesinin evine baskın yaptığında işittiği ve çok etkilendiği âyetlerin Tâhâ sûresinin âyetleri olduğu ve bu olayın peygamberliğin beşinci yılında cereyan ettiği dikkate alınarak, genellikle Mekke döneminin ortalarına doğru indiği kabul edilir. Kaynaklarda nüzûlü için belirli bir sebepten söz edilmez. Geldiği dönemin şartları ve sûrenin içeriği, Hz. Peygamber’e ve müminlere teselli verip onların moralini yükseltmeyi amaçladığını göstermektedir. ● Hz. Peygamber’in mâneviyatını yükselten ve Allah’ın kudretine dikkat çeken ifadelerle başlanmış, ardından Hz. Mûsâ’nın Firavun’la mücadelesine, Cenâb-ı Hakk’ın İsrâiloğulları’na lütfettiği nimetlere ve onların hatalı tutumlarına geniş bir biçimde yer verilmiştir. Daha sonra Hz. Âdem’in yaratılışına, şeytanın onu ve eşini kandırıp cennetten çıkmalarına sebep oluşuna değinilmiş, inkârcıların karşılaşacakları âkıbet hatırlatılmış ve ebedî mutluluğun Allah’a saygıda kusur etmekten sakınanların olacağı belirtilmiştir. ● Hz. Peygamber’den rivayet edilen bir hadise göre, Tâhâ ve Yâsîn sûrelerini işiten melekler şöyle demişlerdir: Bunların kendilerine gönderileceği ümmete ne mutlu, bunları taşıyan gönüllere ne mutlu, bunları okuyan dillere ne mutlu!” (Dârimî, “Fezâ­ilü’l-Kur’ân”, 20).

ENBİYÂ SÛRESİ - Türkçe Meal

● Mushaftaki sıralamada 21. iniş sırasına göre 73. sûre olup. 112 âyettir. “Enbiyâ”, kelimesi peygamberler anlamına gelmektedir. Mekke döneminde indiği kabul edilir. Zira Abdullah b. Mes‘ûd, “Benî İsrâil (İsrâ), Kehf, Meryem, Tâhâ ve Enbiyâ sûreleri, benim Mekke’de ilk öğrendiğim güzel sûrelerdir” demiştir (Buhârî, “Tefsîr”, 21/1). Bazı müfessirler ise 44. âyetinin Medine döneminde nâzil olduğu kanaatindedir. ● Sûrede Allah’ın birliğinin yanı sıra O’nun eş, ortak ve çocuk edinmekten münezzeh olduğu; vahiy, peygamberlik ve insanların vahiy karşısındaki tutumu, kıyamet alâmetleri, kıyamet halleri, öldükten sonra dirilme ve hesap verme gibi İslâm’ın temel inançları ele alınmaktadır. Ayrıca insanlarda ve kâinatta Allah’ın kudretini gösteren delillere, Allah’ın büyüklüğüne, kâinatın bütünlüğü ve düzeni ile Allah’ın birliği arasında bir irtibat bulunduğuna dikkat çekilmektedir. Bu arada hayat ve ölüm konularına yer verilmekte, hiçbir insanın ebedî olarak yaşayamayacağı hatırlatılarak insanların bu gerçek ışığında davranmaları istenmektedir. Peygamberleri yalanlayan önceki kavimlerin helâk oldukları, sonrakilerin onların yurtlarını ve kalıntılarını gördükleri halde ibret almadıkları için cezaya çarptırıldıkları bildirilmektedir. Hz. İbrâhim’in putperest kavmiyle olan mücadelesine, bazı peygamberlerin kıssalarından kesitlere yer verilmekte, son olarak da Hz. Muhammed aleyhisselâmın âlemlere rahmet olarak gönderilmiş bir peygamber olduğu ifade edilmekte ve davetinin esasları açıklanmaktadır.

FÂTİHA SURESİ - Türkçe Meal

● Yedi âyetten oluşan Fâtiha sûresi, Mushafta birinci, nüzûl sıralamasında ise 5. sûredir. Hz. Muhammed’in peygamberliğinin ilk yıllarında Mekke’de nâzil olduğu hususunda ittifak vardır. Kaynaklarda bu sûrenin nüzûl sebebiyle ilgili özel bir olay anlatılmamaktadır. Kur’an-ı Kerim’in ilk sûresi olduğu için “başlangıç” anlamına gelen “Fâtiha” adını almıştır. Sûrenin ayrıca “Ümmü’l-Kitab” (Kitab’ın özü) “es-Seb’ul-Mesânî” (Tekrarlanan yedi âyet) , “el-Esâs”,“el-Vâfiye”, “el-Kâfiye”, “el-Kenz”, “eş-Şifâ”, “eş-Şükr” ve “es-Salât” gibi başka adları da vardır. Fâtiha sûresi, baştanbaşa eşsiz güzellikte bir dua ve bir yakarıştır. Kur’an’ın içerdiği esaslar, öz olarak bu sûrede bulunmaktadır. Zira övgü ve yüceltilmeye lâyık bir tek Allah’ın varlığı, onun hâkimiyeti, kulluğun ancak O’na yapılıp O’ndan yardım isteneceği, bu sûrede özlü bir şekilde ifade edilir. Bu sûre ilâhî kitabın bütün amaçlarını; getirdiği mâna, bilgi ve hükümleri özet halinde ihtiva etmektedir. Kur’an-ı Kerîm’in gönderiliş amacı insanların dünya hayatını düzene koymak ve iyi (ilâhî irade, rızâ ve düzene uygun) bir dünya hayatından sonra ebedî saadeti sağlamaktır. Bu amaca ulaşabilmek için: 1. Emir ve yasaklara ihtiyaç vardır. 2. Bu emir ve yasakların hayata geçmesi, bunların kaynağının “yaratıcı, varlığı zaruri, kemal sıfatlarına sahip, her çeşit eksiklik ve kusurdan uzak bulunan Allah” olduğunun bilinmesine bağlıdır. 3. Bu iman, bilgi ve şuuru desteklemek üzere de mükâfat ve ceza vaadi gerekir. Sûrenin başından “yevmi’d-dîn”e kadar birincisi, “müstakîm”e kadar ikincisi ve buradan sonuna kadar da mükâfat ve ceza vaadi ile –konuları desteklemek, canlı bir şekilde tasvir etmek ve geçmişten ibret alınmasını sağlamak üzere verilen– Kur’an kıssalarının özü veciz bir şekilde ifade edilmiştir. Bu sûrede yer alan “Hamd Allah’a mahsustur” cümlesi Allah Teâlâ’nın kendisini hamde (övgü, yüceltme) lâyık kılan bütün yetkinlik sıfatlarını; “âlemlerin rabbi” ifadesi diğer yaratma ve fiil sıfatlarını; “rahmân ve rahîm” isimleri Allah’ın insanlara rahmet ve merhametinden kaynaklanan din kurallarını; “ceza ve hesap gününün sahibi” nitelemesi kıyamet hallerini ve âhiret âlemini; “Yalnız sana kulluk ederiz” kısmı iman, ibadet ve sosyal düzeni; “Yalnız senden yardım dileriz” cümlesi amellerde ihlâsı ve tevhidi ifade etmektedir. “Bizi doğru yola ilet” cümlesi ibadet, nizam, düşünce ve ahlâk çerçevesini, “nimete erdirdiklerinin yoluna...” kısmı gelip geçmiş örnek nesilleri, millet ve toplulukları; “gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil” bölümü ise kötü örnek teşkil eden ve hallerinden ibret alınması gereken geçmiş toplulukları içine almaktadır.

BAKARA SURESİ - Türkçe Meal

● Mushafta ikinci, nüzûl sıralamasında 87. sûredir, Medine’de nâzil olmuştur. Kur’an-ı Kerim’in en uzun sûresi olup 286 âyettir. Adını, 67-73. âyetlerde yer alan “bakara (sığır)” kelimesinden alır. Sûre, İslâm hukukunun ana konularıyla ilgili pek çok hüküm içermektedir. Tamamının bir nüzûl sebebi olmamakla birlikte birçok âyeti için özel iniş sebepleri vardır. ● Kur’an-ı Kerîm’in kendine mahsus tertip ve üslûbu içinde şu ana konuları ihtiva etmektedir: İslâm’ın getirdiği inanç, ibadet ve hayat düzeniyle ilgili temel bilgiler; münafıklar, Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren deliller, insanın yaratılışı, kabiliyetleri, imtihanı; İsrâiloğulları tarihinin önemli kesitleri, kâmil bir din olan İslâm’ın, daha önceki dinlerin evrensel kısmını ihtiva ettiği, buna karşılık onların –değişmesi, ıslah edilmesi, düzeltilmesi gereken– hükümlerini de ıslah ettiği; Hz. İbrâhim kıssası, Kâbe’nin yapılışı ve kıble oluşu; yiyecekler, kısas, vasiyet, oruç, savaş, hac, nikâh, boşama, dulluk, yetimlik, şarap, kumar, faiz, akidlerin yazılması, din ve vicdan hürriyeti, Allah-kul ilişkisi, örnek dualar vb. hususlarla ilgili hükümler ve irşadlar. ● Bakara sûresinin değerini ve özelliklerini anlatan sahih hadisler vardır: “Evlerinizi (içinde Kur’an okumayarak) kabirlere çevirmeyiniz. Şeytan, içinde Bakara sûresi okunan evden ürker ve uzaklaşır” (Müslim, “Müsâfirîn”, 212). “Kur’an’ı okuyunuz; çünkü o, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaat edecektir. İki nur yumağını, yani Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerini okuyunuz; çünkü onlar, kıyamet gününde iki büyük bulut veya gölgelik ya da kuş sürüsü gibi gelerek kendilerini okuyanları savunacak ve koruyacaklardır. Bakara sûresini okuyunuz; çünkü ona sahip olmak bereket, terk etmek ise hasret ve pişmanlık sebebidir; ona sihirbazların güçleri yetmez” (Müslim, “Müsâfirîn”, 252). “Bakara sûresinin sonundaki iki âyeti her kim gece vakti okursa bu iki âyet –o gece– ona yeter” (Buhârî, “Fezâil”, 10).

ÂL-İ İMRÂN SURESİ - Türkçe Meal

● Mushaftaki sıralamada 3, iniş sırasına göre 89. sırada yer alan Âl-i İmrân sûresi, Medine döneminde inmiştir. 200 âyet olup adını 33. âyette geçen “Âl-i İmrân” tamlamasından almıştır. Âl-i İmrân, İmran ailesi demektir. Sûrenin önemli bir bölümünün geliş sebebi, Necran Hristiyanları adına Medine’ye gelen heyetle Hz. Peygamber arasında geçen Allah inancı konusundaki tartışmalardır. ● Başlangıcında yüce Allah’ın “hay” ve “kayyûm” olduğu hatırlatılan ve Kur’an-ı Kerîm’in önceki ilâhî kitapları onaylama özelliğinden söz edilen bu sûrede, vahye dayalı dinler arasındaki tekâmül ilişkisine işaret edilmekte, Allah katında yegâne geçerli dinin İslâm olduğu vurgulanmaktadır. İslâm’ın inanç esasları ile bazı temel ahlâk kavramları üzerinde durulmakta, Mekke’deki kutsal evden (Kâbe) söz edilmekte, hac vecîbesine ve başka bazı amelî görevlere değinilmektedir. Sûrede özellikle, Hristiyanların Hz. Îsâ’yı tanrılaştırmaları, Yahudilerin de ona iftira ve karalamalarda bulunmaları, bu suretle her iki din mensuplarının da onun hakkında aşırılıklara sapmaları karşısında İslâm ümmetinin gerçekten ayrılmayan ve orta yolu gösteren bir hakem görevi üstlenmiş olacağı ima edilmektedir. Bakara sûresinde Ehl-i kitap’tan Yahudilere ağırlık verildiği gibi burada da Hristiyanlara ağırlık verilmekte, bu din mensupları ortak bir ilkeyi (Allah’tan başkasına kulluk etmeme ve hiçbir şeyi O’na ortak görmeme ilkesini) kabul etmeye davet edilmektedir. Diğer taraftan Müslümanlara da yüce Allah’ın lütfettiği nimetler hatırlatılıp, düşmanların tuzaklarına düşmemeleri ve üstlendikleri misyonun bilincinde olmaları gerektiği hatırlatılmaktadır. Bu temalar işlenirken Hz. Meryem, Hz. Zekeriyyâ, Hz. Yahyâ, Hz. Îsâ ve Hz. İbrâhim’in hayatlarından ve İslâm tebliği açısından önemli bir dönüm noktası olan Uhud Savaşı’ndan kesitler verilmektedir. Bu arada Uhud Savaşı sırasında ve sonrasında Müslümanların, münafıkların ve müşriklerin davranışları tahlil edilip değerlendirilmektedir. ● Bu sûrenin ve bazı âyetlerinin faziletleri hakkında birçok rivayet bulunmaktadır. Bakara ile Âl-i İmrân sûrelerinin önemine değinen hadisler sebebiyle İslâm bilginleri bu iki sûrenin tefsirine ayrı bir ilgi göstermişler ve bunları konu edinen özel tefsirler kaleme almışlardır. Bir hadîs-i şerifte Resûlullah, Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerini iyi bilip gereğince davrananlara bu sûrelerin kıyamet gününde şefaatçi olacağını haber vermiş (Müslim, “Salâtü’l-müsâfirîn”, 42; Tirmizî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 4), bir başka hadiste de yüce Allah’ın “ism-i a‘zam”ının Bakara sûresinin 163. âyeti ile Âl-i İmrân’ın başında bulunduğunu belirtmiştir (Tirmizî, “Daavât”, 64; Ebû Dâvûd, “Salât”, 352).

NİSÂ SURESİ - Türkçe Meal

● Mushaf’taki sıralamada 4, iniş sırasına göre 93. sûre olan Nisâ sûresi, Medine döneminde inmiş olup 176 âyettir. “Nisâ” kelimesi, kadınlar demektir. Sûre, özellikle kadın haklarından, onların hukûkî ve sosyal konumlarından bahsettiği için bu adı almıştır. Sûrenin, hicretten sonra 5 veya 6. yılda Müreysî Gazvesi’nde indiği bilinen teyemmüm âyetini ihtiva etmesi, ağırlıklı olarak bu yıllarda indiğini düşündürmektedir. Nisâ sûresinde, Fâtiha’da yer alan ilkelerin –daha ziyade kulluk ve doğru yolla ilgili– detayları üç ayrı alanda verilmektedir: a) Bütün insanların aynı kökten geldiği, kadının da aynı nefisten yaratıldığı, insanların hemcinslerine iyi davranmaları, erkek ve kadın her insanın akrabalık ilişkisinin doğurduğu hakları unutmamaları gerektiği bildirilmiştir. Akraba, eş, ana-baba, yetim, hür ve câriye olarak kadınların hakları, aile hayatının kuralları ve miras hükümleri açıklanmış, gerektiği yer ve durumda hükümler müeyyidelere bağlanmıştır. b) Mü’minler, kadın-erkek ve aile ilişkilerinde Allah’a kulluk edecekleri gibi inanan ve inanmayan diğer insanlarla ilişkilerinde de Allah’a kul olma şuurunu koruyacak, O’nun tâlimatına uygun davranacaklardır. Bu alana ait olmak üzere sûrede canın, malın ve mülkiyetin korunması, bunlara karşı yapılan tecavüzlerin cezalandırılması; adalet, iyilik, yardımlaşma, emanete riayet edilmesi gibi konulara ve hükümlere yer verilmiş; müminlerle “münafıklar, Yahudiler ve müşrikler” arasındaki ilişkilere ait kaide ve hükümler getirilmiş; hicretin hükmü açıklanmış ve cahiliye izlerinin silinmesi teşvik edilerek alkollü içki kullanımının yasaklanmasına ilk adımlar atılmıştır. c) Çeşitli âyetlerde vakit namazı, korku namazı, namaz için gerekli bulunan temizlik (tahâret) gibi ibadetlere, ferdî ve sosyal ahlâk kurallarına yer verilmiş; böylece sosyal kurallar ve düzenlemelerden maksadın sağlıklı bir “Allah-kul ilişkisi” kurmaya, yalnızca Allah’a kul olmak isteyenlerin önündeki engelleri kaldırmaya yönelik olduğuna işaret buyurulmuştur.

MÂİDE SURESİ - Türkçe Meal

● Mushaftaki sıralamada 5. iniş sırasına göre 112. sûre olan Mâide sûresi, Medine döneminde inmiş olup 120 âyettir. Sûre, adını 112. ve 114. âyetlerde yer alan “mâide” (sofra) kelimesinden almıştır. Muhteva bakımından Nisâ sûresinin devamı mahiyetindedir. Zira Nisâ sûresinin son bölümünde değinilen Yahudi ve Hristiyanların bâtıl inançları, tutum ve davranışları bu sûrede de ağırlıklı olarak ele alınmış ve bunlarla ilgili önemli açıklamalar yapılmıştır. Bunun dışında akidlere bağlılık, yardımlaşmada ölçü, helâl ve haram olan yiyecekler, av ve avlanma hükümleri, hayvanlarla ilgili bazı Cahiliye âdetlerinin yersizliği, Ehl-i kitabın kestiklerini yemenin ve kadınlarıyla evlenmenin câiz olması; abdest, gusül, teyemmüm, temizlik ve hac farizasıyla ilgili hükümler; hırsızlık, yol kesicilik ve ülkede fesat çıkarmanın cezası, cihadın lüzumu, insanların birbirlerine iyilikle muamele etmeleri, fiil ve niyette doğruluk ve adalet üzere bulunmaları, yemin kefareti, vasiyet, dinden dönmenin kötülüğü, içtimaî ve ahlâkî münasebetler, içki ve kumar yasağı gibi dinî ve hukukî konular ele alınmaktadır. Bunlara ek olarak sûrede öğüt ve ibret maksadıyla Hz. Âdem’in iki oğlunun kıssası ile Hz. Mûsâ ve Hz. Îsâ’nın hayat hikâyelerinden kesitler bulunmaktadır. Ayrıca sûrede âhiret hallerinden de bahsedilmektedir. ● Sûrenin bir defada indiğini işaret eden rivayetler bulunmaktadır. Mesela Abdullah b. Amr b. Âs’ın şöyle dediği rivayet edilir: “Hz. Peygamber bineği üzerinde iken ona Mâide sûresi indi. (O sıradaki ruh halinden dolayı) binek onu taşıyamadı, bunun üzerine Hz. Peygamber bineğinden indi” (Müsned, II, 176). Esmâ binti Yezîd de şöyle demiştir: “Ben Hz. Peygamber’in devesi Adbâ’nın yularını tutuyordum, o anda Hz. Peygamber’e Mâide sûresinin tamamı nâzil oldu. Sûrenin ağırlığından neredeyse devenin bacakları kırılacaktı” (Müsned, VI, 455).

EN'ÂM SURESİ - Türkçe Meal

● Mushaftaki sıralamada 6. iniş sırasına göre 55. sûre olup Mekke döneminde inmiştir. 165 âyetten oluşmaktadır. Sûre adını, 136, 138 ve 139. âyetlerde yer alan “el-En’âm” kelimesinden almıştır. En’âm, koyun, keçi, deve ve sığır cinsi ehli hayvanları ifade eden bir kelimedir. Abdullah b. Ömer’e ulaşan bir rivayete göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “En‘âm sûresi bana toplu olarak indi. 70.000 melek tesbih ve hamd sözleriyle bu sûrenin inişine eşlik etti” (Taberânî, el-Mu‘cemü’s-sağ’îr, I, 145). Abdullah b. Abbas’tan aktarılan bir rivayette de Mekke’de “bir defada” indiği teyit edilmiştir (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr, XX, 215). Ancak birkaç âyetinin Medine’de indiğine dair görüşler de vardır (bk. İbn Atıyye, II, 265; Elmalılı, III, 1861). ● Ağırlıklı olarak Allah’ın birliği (tevhid), ilim, irade, kudret, adalet gibi sıfatları; peygamberlik, vahiy, yeniden dirilme, müşrik ve inkârcı zümrelerin bâtıl inançlarının reddi, doğru inanca ulaşmanın yolları vb. itikadî konuları içermektedir. Sûrede ayrıca Hz. Peygamber’in şahsına ve risâletine yapılan itirazlar cevaplandırılmış, uğradıkları sıkıntılar yüzünden kaygıya ve üzüntüye kapılan Hz. Peygamber ile arkadaşlarına teselli ve ümit verilmiştir. Hz. İbrâhim’in, aklıyla ve gözlemleriyle Allah’ın varlığı ve birliği hakkında kesin bilgi ve inanca ulaşmasını anlatan âyetler de yer almaktadır. Ayrıca 151-153. âyetleri İslâm ahlâkının başta gelen kurallarını ihtiva etmektedir. ● En’âm sûresinin faziletine ilişkin bazı rivayetler nakledilmiştir. Bu sûrenin inişine 70.000 meleğin eşlik ettiğini bildiren yukarıdaki hadis bunlardan biridir. Başka bir rivayette Hz. Ömer’in, “En‘âm sûresi Kur’an’ın seçkin sûrelerinden biridir” dediği (Dârimî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 17) ve faziletini vurguladığı; Hz. Ali’nin de okuyan kimsenin Allah’ın rızâsını kazanacağını ifade ettiği yolunda rivayetler vardır (bk. İbn Atıyye, II, 265).

A'RÂF SURESİ - Türkçe Meal

● Mushaftaki sıralamada 7. iniş sırasına göre 39. sûre olan A’râf sûresi, 206 âyet olup Mekke döneminde inmiştir. Ancak 163-170. âyetlerin Medine döneminde indiğini söyleyen âlimler de vardır. Sûre, adını 46. ve 48. âyetlerde geçen ve yüksek yerler, yüksek mevkiler anlamına gelen “el-A’râf ” kelimesinden almıştır. Sûre âyet sayısı itibariyle Mekke’de inen sûrelerin en uzunudur, Kur’an’da da en uzun sûrelerin üçüncüsüdür. Bu sebeple “es-seb‘u’t-tıvâl” (yedi uzun sûre) arasında gösterilir. Ayrıca En‘âm sûresiyle birlikte “iki uzun sûre” diye de anılır (İbn Âşûr, VIII/2, s. 5-6). ● Üslûp ve muhteva bakımından bir önceki sûrenin (En‘âm) devamı gibi görünen A‘râf sûresinde de iman meseleleri, bilhassa âhiretle ilgili hususlarla vahyin önemi, ataları körü körüne taklit etmenin yanlışlığı ve zararları, müminlerle inkârcıların âhiretteki durumlarının mukayesesi, Allah’ın mutlak hükümranlığı, rahmetinin genişliği gibi itikadî konular işlenir. Bunun yanında geçmiş peygamberlerin hayatlarından misaller verilerek onların iman uğrundaki mücadeleleri gözler önüne serilir; sırası geldikçe müşrikler uyarılır; müminlere de sabır ve sebat tavsiye edilir. ● Nesâî’nin naklettiği bir hadise göre Resûlullah, akşam namazının ilk rekâtında Fatiha’dan sonra bu sûrenin bir bölümünü, ikinci rekâtında da kalan bölümünü okurdu (“İftitâh”, 67).

ENFÂL SURESİ - Türkçe Meal

● Mushaftaki sıralamada 8. iniş sırasına göre 88. Sûre olup Medine döneminde hicretin ikinci yılında Bedir savaşından sonra inmiştir. 75 âyetten oluşan sûre, adını ilk ayetteki “el-Enfâl” kelimesinden almıştır. “Enfâl”, savaş ganimetleri demektir. Sûre Medine’de, Bakara’dan sonra ikinci sırada gelmeye başlamış, fakat araya başka sûrelerin bazı âyetlerinin nüzûlü de girmiştir. ● Tarih boyunca hak ile bâtılın mensupları arasında mücadele devam etmiştir. Bu mücadelenin bazen kaçınılmaz hale gelen şekillerinden biri de savaştır. İşte bu sûrenin asıl konusu Bedir örneğinden hareketle genel olarak savaşın amacı, barış, savaşta ele geçen esirler ve ganimetle ilgili hükümlerdir. Kur’an’ın temel amacı insanlara iman, ibadet ve ahlâk değerlerini kazandırmak olduğu için sûrede yeri geldikçe bu doğrultuda şu konulara yer verilmiştir: 1. Gerçek bir müminde bulunması gereken nitelikler. 2. Hicret. 3. Allah’ın ihlaslı ve fedakâr kullarına müstesna yardımları. 4. Allah ve resulüne itaatin gerekliliği ve sonuçları. 5. Takva ahlâkı ile hakkı bâtıldan ayırma bilinci arasındaki ilişki. 6. İnkârın dünya ve ahiret hayatında insana getirdikleri. 7. Allah’ın lütuf, nimet ve cezasının, kulların kendilerini değiştirme ve iyileştirme çabalarıyla bağlantısı. 8. Maddî ve mânevî değerleri koruyabilmek ve meşrû savunmayı gerçekleştirebilmek için gerekli olan stratejik donanım ve hazırlık. 9. Müminler arasındaki birlik ve dayanışma ilişkisinin (velâyet) şartları ile boyutları.

TEVBE SURESİ - Türkçe Meal

● Mushaftaki sıralamada 9. iniş sırasına göre 113. sûre olan Tevbe sûresi, son iki âyet hariç Medine döneminde, Peygamber Efendimizin irtihaline yakın bir zamanda inmiştir. 129 âyetten oluşan sûre, adını Allah’ın kullarının tövbesini kabul edeceğini bildirdiği 104. âyetten almıştır. İlk âyette geçen “berâet” kelimesinden dolayı sûreye “Berâe” adı da verilmiştir. Başında besmele olmayan tek sûredir. Sûrenin başına besmelenin yazılmamış oluşunu bazı bilginler, onun bir önceki sûrenin devamı mahiyetinde oluşu ile açıklamışlardır. ● İçeriği ve konusuna ilişkin tarihî bilgiler, sûrenin hemen tamamının Tebük Seferi’nden az bir zaman önce başlayıp sefer süresince ve seferden hemen sonraki günlerde, en büyük kısmıyla da Medine’den Tebük’e yapılan uzun yürüyüş sırasında vahyedildiğini göstermektedir. ● Sûrede yer alan başlıca konular şunlardır: Antlaşmalarını bozan müşriklere fesih bildirimi yapılıp Mescid-i Harâm çevresinin putperestlerden arındırılması, Allah ve resulüne bağlılığın ve iman kardeşliğinin diğer bütün dünyevî bağların üstünde tutulması gerektiği, Allah’ın nimetlerini ve yardımlarını hiçbir zaman göz ardı etmeksizin iman mücadelesindeki azim ve kararlılığın korunması, özellikle Tebük Seferi’ne hazırlık, Tebük’e gidiş ve dönüş sırasında münafıkların sergiledikleri davranışlar, Müslümanların böyle sıkıntılı durumlarda hataya düşme ihtimallerinin artması, Ehl-i kitap’la ilişkiler, cizye ve zekât hükümleri, bedevî Arapların dinî bildirimler karşısındaki tavırları, yaptığı kötülüklerden samimi pişmanlık duyanların tövbelerinin kabulü hususunda yüce Allah’ın ne kadar lütufkâr olduğu, Resûlullah’a canla başla destek olan ilk Müslümanların ve onların yolunu izleyenlerin Allah katında çok üstün bir mertebeye sahip oldukları, Hz. Muhammed’in müminlere karşı engin şefkati, bu gerçekleri görmezden gelenlere karşı arşın sahibi yüce Allah’a sığınmak, O’na güvenip dayanmak gerektiği.

YÛNUS SURESİ - Türkçe Meal

● Mushaftaki sıralamada 10. iniş sırasına göre 51. sırada olan sûrenin. 40, 94, 95 ve 96. âyetleri Medine döneminde, diğerleri ise Mekke döneminde inmiştir. 109 âyetten oluşan sûre, adını içindeki Yûnus kıssasından almıştır. ● Yûnus sûresinin temel konuları, İslâmî kaynaklarda tevhid, nübüvvet ve âhiret terimleriyle ifade edilen, “bir Allah’a iman ve kulluk etmek, bilgi kaynağı vahiy, vahyin taşıyıcısı ve açıklayıcısı olarak peygamber ve dünya hayatında peygamberin çağrısına uyanlarla uymayanları ebedî âlemde bekleyen âkıbet”tir. Sûrede bütün peygamberlerin görev ve işlevlerine, bu arada son peygamber Hz. Muhammed’in (s.a.s.) gerçek bir peygamber olduğuna, onun insanları Allah’a iman ve yalnızca O’na kulluk etmeye çağırdığına, içlerinde Yûnus aleyhisselâmın da bulunduğu başka peygamberlerden örnekler vererek tarih boyunca yaşanan şirk-tevhid mücadelesine değinilmiştir. Ayrıca hem Hz. Peygamber’in getirdiği kitabın kendisinin uydurduğu bir kitap olmadığına hem de Allah’tan başka bir tanrının bulunmadığına ikna edici delillere Kur’an’ın genel üslûbu ve sistematiği çerçevesinde temas edilmektedir.

HÛD SURESİ - Türkçe Meal

● Mushaftaki sıralamada 11. iniş sırasına göre 52. sûre olan Hûd sûresi, Mekke döneminin son bir yılı içinde inmiş olup 123 âyettir. Sûre, adını içinde söz konusu edilen Hûd peygamberden almıştır. ● Hûd sûresi hem üslûp hem de içerik bakımından bir önceki Yûnus sûresiyle büyük bir benzerlik göstermektedir. Bu sûrede de ağırlıklı olarak Allah’ın varlığı, birliği, O’nun iradesinin peygamberleri aracılığıyla vahyedildiği gerçeği ve peygamberlik olgusunun gelmiş geçmiş toplumlardaki görünümü ele alınmakta, bazı peygamberlerin kıssalarına Yûnus sûresinde özet olarak, burada ise daha geniş bir şekilde yer verilmektedir. Nûh, Hûd, Sâlih, İbrâhim, Lût, Şuayb ve Mûsâ peygamberlerin kıssaları anlatılmakta; Kur’an’ın mûcize oluşu, öldükten sonra dirilme, hesap ve âhiret hayatıyla ilgili konulara yer verilmektedir. ● Hz. Peygamber, “Cuma günü Hûd sûresini okuyunuz” (Dârimî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 17) buyurarak sûrenin faziletine, “Hûd sûresi ve kardeşleri beni ihtiyarlattı” meâlindeki hadisiyle de ağır sorumlulukları hatırlatan bir içeriğe işaret etmektedir. Hûd sûresinin kardeşleri aynı hadisin devamında “Vâkıa, Hâkka, Mürselât, Nebe’ ve Tekvîr” sûreleri olarak belirtilmiştir (Tirmizî, “Tefsîr”, 57/3297; ayrıca bk. Şevkânî, II, 544; Kurtubî, XI, 1). Bu sûrelerde çok etkileyici bir üslûpla daha önceki peygamberlerin tevhid mücadelesinden kesitler verilmiş ve kıyamet sahnelerinin tasvir edilmiş olmasının Resûlullah’ı kendi sorumluluğu ve özellikle ümmetinin geleceği açısından derinden düşündürmüş olduğu anlaşılmaktadır.

TÛR SURESİ 29-49 AYETLER - Abdülkerim Kasım AĞCAKAYA

Sen öğüt vermeye devam et; rabbinin lütfu sayesinde sen asla ne bir kâhinsin ne de bir mecnun. ﴾29﴿ Demek onlar, “O bir şairdir; zamanın sillesini yiyeceği günü bekliyoruz” diyorlar öyle mi? ﴾30﴿ De ki: “Bekleyin bakalım, ben de sizinle birlikte beklemekteyim!” ﴾31﴿ Bunu onlara akılları mı emrediyor yoksa onlar azmış bir topluluk mu? ﴾32﴿ “Onu kendisi uydurmuştur” diyorlar öyle mi? Hayır hayır; inanmıyorlar. ﴾33﴿ Eğer doğru sözlü iseler onun benzeri bir söz getirsinler. ﴾34﴿ Acaba onlar bir yaratıcı bulunmadan mı yaratıldılar, yoksa yaratıcı kendileri midir? ﴾35﴿ Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yaratmışlar? Hayır hayır! Onlar bir türlü idrak edip inanmıyorlar. ﴾36﴿ Yoksa rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa her şeye egemen olan onlar mı? ﴾37﴿ Yoksa onların, üstüne çıkıp gizli şeyleri dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Eğer öyleyse, içlerinden dinleyen biri açık bir kanıt getirsin. ﴾38﴿ Kızlar O’na, erkek çocuklar da size öyle mi? ﴾39﴿ (Resulüm!) Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da, onlar bunun ağırlığı altında mı eziliyorlar? ﴾40﴿ Ya da gayb bilgisi kendilerinin yanında da onlar (buradan alıp) mı yazıyorlar? ﴾41﴿ oksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Ama asıl tuzağa düşecek olanlar inkârcıların kendileridir! ﴾42﴿ Yoksa onların Allah’tan başka bir tanrıları mı var? Allah onların yakıştırdıkları ortaklardan tamamıyla münezzehtir. ﴾43﴿ Gökten bir kütlenin düşmekte olduğunu görseler, yine de “Bunlar üst üste yığılmış bulutlar” derler. ﴾44﴿ Artık dehşete kapılacakları gün ile yüzyüze gelinceye kadar onları kendi halleriyle baş başa bırak. ﴾45﴿ Kurdukları planlar o gün kendilerine hiçbir yarar sağlamayacak ve kendilerine yardım eden de olmayacak! ﴾46﴿ Şüphesiz o zulmedenlere bundan başka (dünyada başlarına gelecek) bir azap daha var; fakat çoğu bunu bilmez. ﴾47﴿ Sen rabbinin hükmünü sabırla bekle, kuşkusuz sen bizim gözetim ve korumamız altındasın. Her kalktığında rabbini hamd ile tesbih et. ﴾48﴿ Gecenin bir kısmında ve yıldızlar çekildiğinde de O’nu tesbih et. ﴾49﴿

MÜ'MİNÛN SURESİ 23-32 AYETLER - Abdullatif EFE

Andolsun ki Nûh’u da kavmine gönderdik de, “Ey kavmim!” dedi, “Allah’a kulluk edin; sizin O’ndan başka bir tanrınız yoktur. İsyan etmekten sakınmıyor musunuz?” ﴾23﴿ Kavminin inkâra sapmış ileri gelenleri dediler ki: “Bu adam, size üstünlük kurmak isteyen, sadece sizin gibi sıradan bir insandır. Eğer Allah (elçi göndermek) isteseydi herhalde bir melek gönderirdi. Biz geçmiş atalarımızdan böyle bir şey duymadık. ﴾24﴿ Bu adam olsa olsa cin çarpmış biridir; bir süre onu gözetim altında tutun.” ﴾25﴿ Nûh, “Rabbim! Bunların beni yalancılıkla suçlamalarına karşı bana yardım et!” dedi. ﴾26﴿ Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: “Bizim gözetimimiz altında ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi yap. Buyruğumuz geldiğinde sular coşup yükselmeye başlayınca her cinsten birer çift hayvan ile kendileri aleyhinde hüküm kesinleşmiş olanların dışındaki aileni gemiye al; ama o haksızlığa sapmış olanlar konusunda sakın bana bir şey söyleme! Onlar kesinlikle boğulacaklar! ﴾27﴿ Yanındakilerle birlikte sen de gemiye yerleştiğinde, ‘Bizi bu zalimler topluluğundan kurtaran Allah’a hamdolsun!’ de. ﴾28﴿ Yine de ki: ‘Rabbim! Beni bereketli bir yere indir; en uygun şekilde indirip yerleştiren sensin.’ ﴾29﴿ Kuşkusuz bu anlatılanlarda ibretler vardır; muhakkak ki biz bunlarla insanları sınarız. ﴾30﴿ Sonra onların ardından başka bir nesil meydana getirdik. ﴾31﴿ Bunların arasından da kendilerine, “Allah’a kulluk edin; sizin O’ndan başka tanrınız yoktur. İsyan etmekten sakınmıyor musunuz?” diyen bir elçi gönderdik. ﴾32﴿

NECM SURESİ 26-32 AYETLER - Adem AKBAŞ

Göklerde nice melekler vardır ki, Allah dilediği ve razı olduğu kulları için izin vermedikçe onların bile şefaati hiçbir fayda sağlamaz. ﴾26﴿ Âhirete inanmayanlar meleklere dişi varlıkların isimlerini veriyorlar. ﴾27﴿ Oysa onların bu konuda bir bildikleri yok; sadece zanna uyuyorlar. Zan ise asla gerçek bilginin yerini tutamaz. ﴾28﴿ O halde bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka arzusu olmayan kişilerden sen de yüz çevir. ﴾29﴿ İşte bildikleri bu kadar. Şüphesiz kendi yolundan sapanı en iyi bilen rabbindir, doğru yolu bulanı da en iyi bilen O’dur. ﴾30﴿ Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Sonunda O, kötülük yapanlara işlediklerinin cezasını verecek; iyilik yapanları, ufak tefek kusurlar hariç, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanları ise daha güzeliyle ödüllendirecektir. Şüphesiz rabbinin bağışlaması çok geniştir. Sizi topraktan yarattığı zamanki halinizi de, annelerinizin karınlarında cenin olarak bulunuşunuzu da en iyi bilen O’dur. Şu halde kendinizi temize çıkarmayın! Kimin günahtan sakındığını en iyi bilen O’dur. ﴾31-32﴿

MÜ'MİN SURESİ 53-65 AYETLER - Adem KEMANECİ

Andolsun biz Mûsâ’ya hidayet vermiş; İsrâiloğulları’nı da akıl iz‘an sahipleri için bir yol gösterici ve hatırlatıcı olmak üzere (gelen) kitaba mirasçı kılmıştık. ﴾53-54﴿ (Resulüm!) Sen şimdi sabret, çünkü Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşir; günahının bağışlanmasını iste ve sabah akşam rabbini hamd ile tesbih et. ﴾55﴿ Ellerinde hiçbir kesin delil olmadan Allah’ın âyetlerini tartışmaya kalkışanlara gelince, onların içlerindeki, hedefine asla ulaştıramayacakları bir büyüklenme duygusundan başka bir şey değildir. Öyleyse sen Allah’a sığın; kuşkusuz her şeyi işiten, gören yalnız O’dur. ﴾56﴿ Göklerin ve yerin yaratılması elbette ki insanların yaratılmasından daha büyük bir olaydır ama insanların çoğu bunu bilmez. ﴾57﴿ Görenle görmeyen bir olmaz, iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapan ile kötülük yapan da bir değildir. Ne kadar kıt düşünüyorsunuz! ﴾58﴿ Kıyametin vakti mutlaka gelecek, bunda kuşku yok! Ama insanların çoğu buna inanmıyor. ﴾59﴿ Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, duanızı kabul edeyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler, aşağılanmış olarak cehenneme gireceklerdir! ﴾60﴿ İçinde dinlenesiniz diye geceyi, aydınlatsın diye gündüzü yaratan Allah’tır. Şüphesiz Allah insanlara karşı lutufkârdır, ama insanların çoğu şükretmez. ﴾61﴿ İşte rabbiniz olan Allah; her şeyin yaratıcısı olan O’dur. O’ndan başka tanrı yok. Öyleyse nasıl olup da saptırılıyorsunuz? ﴾62﴿ Allah’ın âyetlerini inatla inkâr edenler işte böyle saptırılmaktadır. ﴾63﴿ Yeryüzünü sizin için yerleşim alanı yapan, göğü de (üstünüze) bina eden, size şekil veren, şeklinizi de güzel yapan ve sizi temiz nimetlerle rızıklandıran Allah’tır. İşte rabbiniz olan Allah; âlemlerin rabbi olan Allah yüceler yücesidir. ﴾64﴿ O diridir, O’ndan başka tanrı yoktur. Şu halde içten bir dindarlık ve bağlılıkla O’na dua edin. Hamd, âlemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur. ﴾65﴿

HUCURÂT SURESİ 1-10 AYETLER - Ahmet Bilal ERDEM

Ey iman edenler! Allah ve resulünün önüne geçmeyin, Allah’a itaatsizlikten sakının! Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte ve bilmektedir. ﴾1﴿ Ey iman edenler! Seslerinizi peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyin, birbirinize bağırdığınız gibi ona bağırmayın; sonra farkında olmadan amelleriniz boşa gider. ﴾2﴿ Allah resulünün yanında seslerini alçaltanlar var ya, işte onlar, Allah’ın kalplerini takvâ hususunda sınadığı kimselerdir. Onlar için büyük bağışlanma ve büyük bir ödül vardır. ﴾3﴿ Odaların dışından sana seslenenlerin çoğu kuşkusuz düşünemiyorlar. ﴾4﴿ Sen yanlarına çıkıncaya kadar sabredip bekleselerdi elbette kendileri için daha iyi olacaktı. Yine de Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir. ﴾5﴿ Ey iman edenler! Bilmeden birilerine zarar verip de sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, yoldan çıkmışın biri size bir haber getirdiğinde doğruluğunu araştırın. ﴾6﴿ Bilin ki Allah’ın elçisi aranızdadır. Birçok durumda o sizin dediklerinizi yapsaydı işiniz kötüye giderdi, fakat Allah size imanı sevdirdi ve onu gönlünüze sindirdi; inkârcılığı, yoldan çıkmayı ve emre aykırı davranmayı da size çirkin gösterdi. Allah tarafından bahşedilmiş bir lutuf, bir nimet olarak doğru yolu bulmuş olanlar işte onlardır (bu vasıflara sahip olan sizlersiniz). Allah her şeyi bilmekte, yerli yerince yapmaktadır. ﴾7-8﴿ Eğer müminlerden iki grup birbiriyle kavgaya tutuşursa hemen aralarını düzeltin; ikisinden biri diğerinin hakkına tecavüz etmiş olursa -Allah’ın emrine geri dönünceye kadar- haksızlığa sapanlara karşı savaşın; dönerlerse aralarındaki anlaşmazlığı adaletle çözüme bağlayın ve herkese hakkını verin. Allah hakkı yerine getirenleri sever. ﴾9﴿ Müminler ancak kardeştirler, öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız. ﴾10﴿

NİSÂ SURESİ 51-59 AYETLER - Ahmet Bilal ERDEM

Kendilerine kitaptan nasip verilenleri görmedin mi? Putlara ve bâtıla iman ediyorlar, sonra da kâfirler için “Bunlar Allah’a iman edenlerden daha doğru yoldadır” diyorlar. ﴾51﴿ Bunlar Allah’ın lânetlediği kimselerdir. Allah’ın rahmetinden uzaklaştırdığı kimseye yardımcı bulamazsın. ﴾52﴿ Yoksa onların mülkten bir nasipleri mi var? Öyle olsaydı insanlara zerre miktarı bir şey vermezlerdi. ﴾53﴿ Yoksa onlar, Allah’ın lütfundan verdiği şeylerden dolayı insanlara haset mi ediyorlar? Oysa İbrâhim soyuna da kitabı ve hikmeti verdik ve onlara büyük bir hükümranlık bahşettik. ﴾54﴿ Onlardan bir kısmı İbrâhim’e inandı, kimi de ondan yüz çevirdi; kavurucu bir ateş olarak cehennem yeter. ﴾55﴿ Şüphe yok ki, âyetlerimizi inkâr edenleri gün gelecek bir ateşe sokacağız; onların derileri pişip acı duymaz hale geldikçe, derilerini başka deriler ile değiştiririz ki acıyı duysunlar. Allah daima üstündür ve hikmet sahibidir. ﴾56﴿ İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanları da, içinde ebediyen kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Orada onlar için tertemiz eşler vardır ve onları koyu bir gölgeliğe alacağız. ﴾57﴿ Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir. ﴾58﴿ Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin, sizden olan ülü’l-emre de. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve âhirete gerçekten inanıyorsanız- onu, Allah’a ve peygambere götürün. Bu, elde edilecek sonuç bakımından hem hayırlıdır hem de en güzelidir. ﴾59﴿

EN'AM SURESİ 1-8 AYETLER - Ahmet DEMİR

Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve ışığı var eden Allah’a mahsustur. Ama yine de kâfir olanlar (putları) rablerine eş tutuyorlar. ﴾1﴿ Sizi (özel) bir çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını (ecel) takdir eden ancak O’dur. O’nun katında bir ecel daha vardır. Siz hâlâ şüphe ediyorsunuz. ﴾2﴿ O, göklerde ve yerde tek Allah’tır. Gizlinizi açığınızı bilir, neyi yapıp ettiğinizi de bilir. ﴾3﴿ Rablerinin âyetlerinden onlara bir âyet gelmeye görsün, ondan ille de yüz çevirirler. ﴾4﴿ Gerçekten onlar, kendilerine hak geldiğinde onu yalanlamışlardır. Fakat onlara alay ettikleri şeyin haberleri ileride gelecektir! ﴾5﴿ Görmediler mi ki, onlardan önce yeryüzünde size vermediğimiz onca imkânı kendilerine verdiğimiz, gökten üzerlerine bol bol yağmur indirip (evlerinin) altlarından ırmaklar akıttığımız nice nesilleri helâk ettik. Biz onları günahları sebebiyle helâk ettik ve onların ardından başka nesiller meydana getirdik. ﴾6﴿ Şayet sana kâğıt üzerine yazılmış bir kitap indirseydik ve onlar elleriyle onu tutmuş olsalardı, yine de o inkârcılar, “Bu apaçık bir büyü, başka bir şey değil” derlerdi. ﴾7﴿ “Ona bir melek indirilseydi ya!” dediler. Eğer biz bir melek indirseydik elbette iş bitirilmiş olur, artık kendilerine mühlet verilmezdi. ﴾8﴿

NAHL SURESİ 77-83 AYETLER - Ahmet DEMİR

Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir. Kıyamet bir göz kırpması kadar yahut daha da kısa olacaktır. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir. ﴾77﴿ Sizler hiçbir şey bilmez bir durumdayken Allah sizi analarınızın karnından dışarı çıkardı; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler, kalpler verdi. ﴾78﴿ Semanın boşluğunda buyruk altına sokulmuş kuşları görmüyorlar mı? Onları (boşlukta) Allah’tan başkası tutmuyor. Kuşkusuz bunda inanan bir topluluk için ibretler vardır. ﴾79﴿ Allah size evlerinizi huzur yeri yaptı; hayvanların derisinden gerek yolculuk gününüzde gerekse ikamet gününüzde kolaylıkla taşıyabileceğiniz barınaklar yapmanızı; kezâ bir süreye kadar onların yünlerini, yumuşak tüylerini, kıllarını ev ve giyim eşyasıyla ticaret malı olarak değerlendirmenizi sağladı. ﴾80﴿ Yine Allah, yarattığı şeylerden sizin için gölgelikler yaptı, dağlarda size sığınaklar yarattı; size sıcağa karşı kendinizi koruyacak elbiseler, mâruz kalabileceğiniz düşman gücünden sizi koruyacak zırhlar yapma imkânı bahşetti. İşte Allah, teslimiyet gösteresiniz diye size nimetini böyle eksiksiz vermektedir. ﴾81﴿ (Ey resulüm!) Buna rağmen eğer onlar senden yüz çevirirlerse artık sana düşen, sadece açık seçik duyurmaktır. ﴾82﴿ Onlar Allah’ın nimetlerini biliyor, ama sonra kalkıp nankörlük ediyorlar. Onların çoğu inkârcıdır! ﴾83﴿

Private video

Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla... Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır. ﴾31-34﴿ Orada ne bir boş söz işitirler, ne de bir yalan. ﴾35﴿ Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahmân'dan bir mükafat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh'un (Cebrail'in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah'a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahmân'ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir. ﴾36-38﴿ İşte bu, hak olan gündür. Artık dileyen kimse Rabbine ulaştıran bir yol tutar. ﴾39﴿ Şüphesiz biz sizi, kişinin önceden elleriyle yaptıklarına bakacağı ve inkarcının, "Keşke toprak olaydım!" diyeceği günde gerçekleşecek olan yakın bir azaba karşı uyardık. ﴾40﴿

ADALET - Doç.Dr. Halil ALTUNTAŞ

Hak ve adalet insanlık tarihi boyunca üzerinde en çok söz söylenen, yazılıp çizilen, görüş belirtilen iki kavram olmuştur. Bugün de geçmişten kat kat daha fazla söz konusu ediliyor. Bir şeyin yeterince var olması onu kanıksanmaya ve unutulmaya mahkûm ediyorsa, yok olması da durmaksızın anılmasına sebep olabilir mi? O halde hak ve adaletin bu kadar gündemde olması, yeryüzünde insaf ve hakkaniyetin hiç olmadığı kadar çiğnendiği bir döneme işaret etmiyor mu? Konuyu küresel planda daha da içinden çıkılmaz hâle getiren bir gerçek var. O da şu: Bu kavramları adalet yoksunlarından ziyade, yavuz hırsız misali, adaleti yok edenler dillendiriyor. İnsanlık var oldukça bir şekilde gündemde olması kaçınılmaz bir konudan söz ediyoruz. Biliyoruz ki, hak ve adalet üzerinde söylenecek hiçbir söz gereksiz olmayacak ve konuyu kapatmayacaktır.

HAK DUYARLILIĞI - Dr. Muhlis AKAR

İnsan yeryüzünün en değerli, akıllı, güçlü ve iradeli varlığıdır. Yerlerin ve göklerin sahiplenmekten çekindiği “emanet”i o üstlenmiştir. Emanet, sorumluluk demektir. Ve insan, yeryüzünde hayatın erdemli, hak ve hukuka riayetli, adaletli ve merhametli bir seyir izlemesinde sorumluluk sahibidir. Sorumluluğun olduğu yerde haktan da bahsedilir. Çünkü hak ve sorumluluk, birbirlerini tamamlayan, birbirleri üzerinden anlam bulan kavramlardır. “Hak” kavramının dilimizde çok çeşitli anlamları, dinimizde çok özel bir yeri ve değeri vardır. Hak, gerçeğe uygun olan söz ve doğru yol demektir; hakikatin kardeşidir. Hak; korunması, gözetilmesi ya da sahibine ödenmesi gereken maddi-manevi her türlü borç, görev ve imkândır. Hak; bir kişinin yetkileri, ayrıcalıkları ve diğer varlıklara karşı sabit olan görevleridir. “Hak ve sorumluluk bir terazinin iki kefesi gibidir. İnsanların birbirleri üzerindeki hakları, onların karşılıklı olarak sorumluluk alanlarını da oluşturur.” Bu doğrultuda “Hak Duyarlılığı” adlı eser, hak ve sorumluluk kavramlarının birbirleri ile olan yakın ilişkisini gözler önüne sermeyi amaçlıyor. İnsanın erdemli bir şekilde davranarak hak ve hukuka riayet etmesi, adaletli ve merhametli davranması gerektiğine dikkat çekiyor. Ancak haklar korunduğu ve yükümlülükler yerine getirildiği oranda topluma huzur ve güvenin hakim olabileceğini vurguluyor.

IRKÇILIK - Prof.Dr. Adnan Bülent BALOĞLU

"Irk “Bir canlı türünde aynı öz yapıyı taşıyan canlıların oluşturduğu alt bölüm” anlamına gelir. Eğer burada söz konusu insan ise ırk, etnik kökene göre yapılan bir tasniftir. Irkçılık ise; belli bir ırkı, nesebi, kökeni öncelemenin, aşırı biçimde vurgulamanın, yeryüzündeki diğer ırklara karşı bir üstünlük ve imtiyaz gerekçesi yapmanın adıdır. Irkçılık; ırk farkı güderek diğerlerini aşağılamanın, ezmenin, sömürmenin, yok etmeye kalkışmanın adıdır. Bir başka ifadeyle ırkçılık; insanın diğer bütün özelliklerini bir kenara bırakarak sadece ırkı üzerinden anlam kazandığı ya da anlamsızlaştığı sistemin adıdır. Milliyetçilik; vatan, toprak, bayrak, kültür, millî ve manevî değerleri ilelebet yaşatma arzusu anlamına geldiği müddetçe ırkçılıktan ayrılır. Ama ırkçılık bu düşüncelerin ötesinde bağnaz, tutucu, yıkıcı, dışlayıcı, zulmedici bir karakter taşır. “Irkçı, renkleri yalnızca siyah ve beyazdan ibaret gören bir ‘renk körü’dür… Irkçı, bir “günah keçisi” arar; bulduğunda ise “vurun abalıya!” der… Irkçı, uzaklaştıracağı, ötekileştireceği, kıyıya itip dışlayacağı ve nihayet mümkünse kendine kul köle edip sömüreceği bir muhatap koyar karşısına… Irkçı, sevgisiz ve müsamahasız büyümüştür. Zalimdir, insafsızdır, bencildir. Kendisini güçlü zannetse de aslında acizdir… Hiç kimse anasından ırkçı doğmaz. Irkçı doğulmaz, ırkçı olunur! Irkçılık öğrenilir ve öğretilir. Irkçılık üretilir ve aşılanır. O halde ırkçılıkla mücadele etmemiz mümkündür. Eğitime önem vererek kişilik bozukluğu ya da zihniyet problemi yaşamayan sağlıklı nesiller yetiştirmek bizim elimizdedir!” “Irkçılık” adlı eser, kör bir ideoloji olan ırkçılığa İslam’ın bakış açısını yansıtmak amacıyla kaleme alınmıştır. Eser, insana ırk üzerinden değer biçmenin dinde yasaklandığını, Allah ve Peygamber nezdinde ırk ayrımının zerre kadar itibarı olmadığını vurgulamıştır. Rabbimiz katında önemli olanın dindeki samimiyet ve sorumluluk bilinci olduğuna dikkat çekmiş, insanın insanlık onuru bakımından eşit olduğunu gözler önüne sermiştir. Eser, ırkçılık ve milliyetçilik arasındaki ayrımın farkına varmak ve İslam’ın ırka dayanan bir hiyerarşiyi yasaklamasının boyutlarını anlamak isteyen okuyucularını beklemektedir.

İYİLİK VE İHSAN - Prof.Dr. Huriye MARTI

İnsan bu dünyaya “inanmak” ve “iyi işler yapmak” için gelen bir yolcu, hayat ise iyiliği benimseme ve iyilerden olma yolculuğudur. İnsanı yaratan, nimetlerle buluşturan, koruyan, bağışlayan, rahmetiyle kuşatan Allah’tır. Ve Allah, hangimizin daha iyi işler yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O halde hayat, bir iyilik sınavıdır.

HAYAT HAKKI - Prof.Dr. Hilmi KARSLI

Allah Teâlâ, insanı bütün mahlûkattan üstün ve şerefli kılmıştır. O’nun gönderdiği dinlerin en büyük hedeflerinden biri, insan hayatının dokunulmazlığını korumaktır. Her insan, ana rahminden itibaren yaşama hakkına sahiptir ve onun bu hakkı dokunulmazdır. Allah Teâlâ, cinayeti insanoğluna haram kılmıştır. Bütün dinler, haksız yere adam öldürmenin hem kanun önünde ağır bir suç hem de Allah katında büyük bir günah olduğu noktasında birleşir. Mensubiyeti ne olursa olsun bir kişinin öldürülmesi bütün insanlığın öldürülmesi kadar ağır bir vebaldir. Yahut hangi inanca, soya veya millete mensup olursa olsun bir insanın yaşamasına vesile olmak, bütün insanlığın yaşamasına vesile olmak kadar faziletli bir ameldir. Hayatın korunması, insanın en temel haklarındandır. Herkes bu güvenceden istifade eder. İnsanlık tarihi boyunca savaş ve çatışmaların çokluğuna dikkat çeken “Hayat Hakkı” adlı eser, hayat hakkının önemini ve dokunulmazlığını konu ediniyor. Allah’ın varlığına ve birliğine inanmanın, O’nun yarattığı şeylere saygı göstermeyi gerektirdiğini söylüyor ve “Yaratılanın, Yaratan’dan ötürü sevilmesi” ilkesine vurgu yapıyor. “Bir Müslüman, inanç açısından diğer insanlarla aynı değerleri paylaşmasa da, insanlık paydasında onlarla buluşur. Bu manada ırk, dil, renk, cinsiyet ve yaş ayrımı gözetilmeksizin bütün insanlar değerlidir ve saygı görme hakkına sahiptir."

TAASSUP - Prof.Dr. Temel YEŞİLYURT

Tevhid inancı üzerine şekillenen İslam, Allah’ın varlığını ve birliğini muhteşem bir sistemin merkezine yerleştirir. İnsanlığı bu merkeze bağlar ve bir binayı tutan kemer taşları gibi tevhide kenetlenen bireyler ve toplumlar inşa etmeyi hedefler. İslam toplumu, her türlü aşırılıktan, taşkınlıktan ve ölçüsü kaçmış davranıştan kaçınan, itidali benimseyen bir yapıya sahiptir. Böyle bir toplum Allah’ın koyduğu sınırlara uyan, her işi yerli yerince yapan, uçlarda ve yasaklarda dolaşmamaya özen gösteren bireylerden oluşur. Taassup ise insan hayatında aşırılığın en belirgin hallerinden birisidir. Bir şeye körü körüne bağlanma ve onun dışındaki her şeyi reddetme durumudur. Yargılamadan ve sorgulamadan bir şeye bağlanmak, doğru ve yanlış olduğunu araştırmadan o şeye bağlılığını sürdürmek ve bunun karşısındaki tüm düşünce ve anlayışları düşman ilan etmektir. Bu türden körü körüne bağlılık, yüzeysel bir bakıştan kaynaklanır. Dışlayıcı davranışları ve fanatizmi beraberinde getirir. Hoşgörüsüzlük ve uyumsuzluk üretir. Taassup, hakkın ve hakikatin peşinden koşmayı ilke edinen Müslümanca bir tavırdan çok, hakikati kendi tekeline alan, mutlak anlamda hakikatin yalnızca ve yalnızca Allah’a ait olduğu ilkesini göz ardı eden bir davranış modelidir. Bu doğrultuda eser, Müslüman’ın hem günlük hayatında sağduyulu ve mutedil olması hem de dinî yaşantısında aşırıya kaçmaması zorunluluğunu vurgular. Farklılıkların bir zenginlik olduğuna ve taassup yerine vahdet anlayışının benimsenmesi gerektiğine dikkat çeker.

ŞİDDET - Prof.Dr. Ramazan ALTINTAŞ

Şiddet, güç ve baskı uygulayarak, insanların bedenî ve ruhî açıdan zarar görmesine sebep olan bireysel ve toplu hareketlerin tümüdür. İnsanlık tarihi kadar eski bir olgu olan şiddetle insanın yolları farklı zaman ve mekânlarda kesişmiştir. İslam’ın temel kaynaklarında şiddet, “zulüm” kavramıyla ifade edilir. Zulüm adaletin zıddı olup, sınırı aşmak, hak-hukuk gözetmemek, yapılmaması gereken bir davranışta bulunmak anlamına gelir. Adalet ise, her hak sahibine hakkını vermek ve her şeyi yerli yerine koymak demektir. İslam’ın en temel prensiplerinden birisi zulmün haram, adaletin ise farz oluşudur. İslami değerlere göre, bir insanın ölümü, insanlığın ölümü demektir. Bir masumun katledilmesi, bütün bir insanlığın yok edilmesine eşdeğerdir. Dolayısıyla insan, bizatihi insan olduğu için bir değer taşımaktadır ve taşıdığı bu değerden dolayı şiddete maruz kalmamalıdır. “Şiddet ve terörün dini ve milliyeti olmaz. İslam, kaynağı ve şekli ne olursa olsun şiddetin her türlüsüne karşıdır. Çünkü şiddetin yanı başında haksızlık, adaletsizlik, merhametsizlik ve fesat vardır. Yeryüzünü ıslah etmeyi amaç edinmiş bir Müslüman, insanlık suçu olan şiddet eylemlerinde bulunmadığı gibi, şiddet ve terörden yana olumlu bir his de taşımaz. Bu nedenle, sorumluluk sahibi her Müslüman, ailesinden komşularına, mahallesinden iş yerine, çarşısından stadyumuna bütün yaşam alanlarını şiddetten arındırmalıdır. İnandığı dinin barışa ve insan haklarına verdiği önemi her hâliyle ve her sözüyle dünyaya ilan etmelidir. Şiddete karşı inadına gönül dilini kullanmalıdır.” Zulmün de adaletin de yaşı ve cinsiyeti olmadığını vurgulayan eser, herkesin birbirine karşı merhametli olmakla ve zulmetmemekle mükellef olduğuna dikkat çekmektedir. “Öte dünyada “selam yurduna” yani sonsuz barışın yegâne adresi olan cennete kavuşacak olanlar, ancak bu dünyayı bir barış ve esenlik yurduna dönüştürmek adına çaba sarf edenlerdir.”

TERÖR - Prof.Dr. Adnan Bülent BALOĞLU

İnsanın insana, çevresine, varlıklara, nesnelere, doğaya ve hatta kendi nefsine olan zalimliklerinin adıdır terör. İster coğrafi, ister toplumsal, ister ahlâkî, isterse insani olsun, tüm sınırların ihlal edilmesidir terör. Toplumu, tarihi, kültürü, medeniyeti, insanlığın ortak değerlerini inkârdır terör. Amansız nefretlerin, tükenmez kinin, körüklenen öfkenin ismidir terör. Adnan Bülent Baloğlu’nun kaleme aldığı eser, terör ve ilgili kavramlara dair doyurucu ve net açıklamalarıyla göze çarpar. Terör faaliyetlerinin hedefleri açıklanır. Şiddetin sektör haline getirilmesi ve bu sektörden kazanç devşirenler net bir şekilde resmedilir. Şiddet ve terörün arkasındaki karmaşık ilişki ağları, gözler önüne serilir. Eserde, teröristin ruh dünyası tanıtıldığı gibi hasarlı zihinlerin, fikirlerin ruh hali, karakteristiği de özetlenir. Şiddetin gölgesinde yaşam mücadelesi veren kadınların ve çocukların yaşadıkları olumsuzluklar, vicdanlarımıza duyurulur. İnsanoğlunu barış ve esenliğe davet eden İslam’ın terör ve şiddet eylemlerine karşı duruşu ifade edilir. Eser, anlaşılır dili, akıcı üslubuyla “terör” konusunda zihinlerimizde net cümleler ve kalıcı izler bırakmaktadır.

ONUR ve İFFET - Doç.Dr. Ülfet GÖRGÜLÜ

Kavram olarak “onur”, hem insanın “itibar ve şerefini”, kendisine duyduğu öz saygıyı hem de başkalarının ona gösterdiği saygının dayandığı kişisel değeri ifade eder. İnsanı diğer canlılardan ayıran kendisine has özellikler vardır ve bu üstün özellikler “insan onuru” kavramını ortaya çıkarır. İnsan için “onur sahibi olmak”, sonradan bahşedilmiş bir durum olmayıp yaratılıştan gelen, fıtraten verili bir nimettir. Ama “onurlu insan olarak kalmak” kişisel özen ve gayreti gerekli kılmaktadır. İnsan kendi değerinin farkına varıp itibarını idrak ettiğinde, davranışlarıyla bu itibarı koruma çabası içinde olacak, bunun için de iffet erdemini hayatının mihveri yapacaktır. “İffet”, insanın bedenî ve maddî hazlara aşırı düşkünlükten korunmasını sağlayan ahlakî bir özelliktir. İffet; yeme, içme ve cinsel arzular konusunda ölçülü olmaktır. İffet; aşırı istekleri bastırıp onları dinin ve aklın buyruğu altına sokmak suretiyle kazanılan bir erdemdir. İnsanların hangi dil, din, cinsiyet ve ırka sahip olurlarsa olsunlar insan olmak yönüyle onurlu olduğunu vurgulayan eser, bir Müslümanın, hem kendi onuruna sahip çıkmakla hem de başkalarının onurunu korumakla yükümlü olduğuna dikkat çekiyor. Bu yönleriyle eser kısa ve özlü bir şekilde dürüst, iffetli ve onurlu bir yaşamın anlam ve önemini kavramak isteyen okuyucuların karşısına çıkıyor.

İSLAM ÜMMETİ - Prof.Dr. Hüseyin YILMAZ

İslam ümmeti coğrafi olarak insanlığın merkezinde doğmuş ve bu merkezden hızlı bir şekilde çevreye yayılarak dünyanın büyük medeniyet havzalarına ulaşmıştır. İslam’ın bütün insanlığa en değerli katkısı, gittiği topraklara Tevhid inancını ve bu inanca bağlı erdemleri taşımasıdır. İslam bunu yaparken yeni tanıştığı bölgelerde var olan her türlü insani birikimi değerlendirmiş, kendi inanç bütünlüğü içinde eriterek tevhid etmiştir. Çok farklı ırk, dil ve renkten insan, İslam’ın manevi iklimi içerisinde ümmetin hem bireysel bir üyesi hem de toplumsal bir ortağı hâline gelmiştir. Böylece gelişi itibariyle evrensel olan İslamî değerler ve yaşama biçimi, fiilen de dünyanın dört köşesinde bilinir ve yaşanır olmuştur. “İslam Ümmeti” adlı eser ümmetin, birbirlerine verdiği değeri; birlik, beraberlik ve kardeşlik ruhunu gözler önüne sermeyi amaçlamakta ve bu yönüyle yeryüzündeki bütün toplumlar için model olabileceğini vurgulamaktadır. İslami olana bağlılığın, ırk, kabile ve nesepten daha üstün olduğunu hatırlatan eser, Müslüman kardeşliğinin hayatın bütün alanlarını kuşattığına dikkat çekmektedir.

İSLAM NEDİR? - Prof.Dr. Huriye MARTI

Eserde, İslam’ın temel ibadet ve ahlak esasları anlaşılır bir dil ve kuşatıcı bir içerikle ortaya konuluyor. Ele alınan meseleler ilgili ayet veya hadislerle anlatılıyor. İnsanın yaratılışı, dine ihtiyaç duymanın gerekçeleri, imanın hakikati ve imanın altı esası müstakil kısımlarda ayrı ayrı açıklanıyor. İbadet etme ve kul olma arasındaki ilişki ele alınarak kelime-i şehadet inceleniyor. Ayrıca adalet, ilim ve hikmet, nezaket ve merhamet kavramlarının dinimizde ihtiva ettiği önem ve İslam’ın Müslümanda bulunmasını beklediği niteliklerden bahsediliyor. 00:00:00 Tanıtım 00:00:15 İman Esasları 00:36:52 İbadet Esasları 01:14:55 Ahlâk Esaslar

DEAŞ DEHŞETE DAYALI BİR DİN İSTİSMARI

FETÖ DİN İSTİSMARININ ARKASINA GİZLENEN TERÖR ÖRGÜTÜ

KAFAMA TAKILANLAR - Prof.Dr. Cağfer KARADAŞ

Kitapta din ve inanç ile ilgili her türden soru var. Burada amacımız cevabı olan sorulara cevap vermeye çalışmak, olmayanların nedenini söylemek, saçma olanların ise saçmalık yönlerini göstermek. Bir başka amaç ise zihinde yeni ve anlamlı sorulara kapı aralamak. Bizim temennimiz aklınızın işlek, zihninizin açık, zekânızın keskin, yolunuzun düz, yönelişinizin düzgün olması. 00:00:00 Tanıtım 00:00:11 Önsöz ya da Soru Üzerine Birkaç Söz 00:08:28 Din ve Bilim Çatışır mı? 00:16:10 İslam Akıl Dini mi? 00:24:49 Din Sınırlıyor mu? 00:31:50 Allah’ı Nasıl Anlatırız? 00:43:05 Allah’ın da Bir Yaratıcısı Var mı? 01:01:12 Allah hem Günaha İzin Verip hem Cezalandırıyor Mu? 01:10:54 Evrenin Düzenini Kim Kurmuş ve Yönetiyor? 01:19:45 Dünya Düz mü? 01:27:36 Değişim ve Süreklilik Nasıl Anlaşılmalı? 01:38:59 İnsan Bilinemez Bir Meçhul mü? 01:47:56 İnsanın İlk Yaratılışı Nasıl? 01:56:42 Görme Merakı İnsana Ne Kazandırır? 02:06:16 Cinler Görülür mü? 02:13:43 Rüyayı Nasıl Anlamalıyız? 02:23:25 Müslüman Ailede Doğmak Avantaj mı? 02:31:42 İbadetsiz İnanç veya Din Olur mu? 02:40:45 Oruç Perhiz mi? 02:49:03 Sıkıntılı Zamanlarda İnançta Bir Sarsılma Olur mu? 02:57:22 Afetleri Günaha Bağlamak Doğru mu? 03:05:51 Neden Hep Beni Buluyor? 03:14:38 Ateistlere, Deistlere ve Bilime Din Gibi İnananlara Sorular.

KADIN DİNDARLIĞI

“Mümin olarak, erkek veya kadın, kim salih amel işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.” Kur’an, kadını bize önce insan olarak takdim eder. Ana, nine, evlât, bacı ve eş olarak takdim edilişi daha sonradır. Kur’an’da “en-Nisa” (kadınlar) suresi vardır, ama “er-Rical” (erkekler) diye bir sure yoktur. Bu, kadınlar için bir onurlandırma ve kadınlarla ilgili devrimin bir sembolü ve işaretidir. 00:00:00 Tanıtım 00:00:10 Kadın Dindarlığı” ve “Hakikatin Cinsiyeti” - Nazife ŞİŞMAN 00:13:56 Kur’an’ın Kadına Mesajı - Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ 00:24:32 Kadın Dindarlığının Sosyolojik Yansımaları - Doç. Dr. Ejder OKUMUŞ 00:40:05 Kadının Kendi Olması ve Kendini Bulması - Dr. Aliye ÇINAR 00:51:07 Kadın Dindarlığı Algısal Bir Yanılgı mı, Yoksa Gerçeklik mi? - Doç. Dr. Asım YAPICI 01:04:33 Kadın Dindarlığının Bilgi Boyutu - Dr. Halide YENEN 01:14:45 Hz. Âişe’den İslâm Aynasına Yansıyan Dindarlık - Hatice Kübra GÖRMEZ

FÂTİHA SURESİ

● Yedi âyetten oluşan Fâtiha sûresi, Mushafta birinci, nüzûl sıralamasında ise 5. sûredir. Hz. Muhammed’in peygamberliğinin ilk yıllarında Mekke’de nâzil olduğu hususunda ittifak vardır. Kaynaklarda bu sûrenin nüzûl sebebiyle ilgili özel bir olay anlatılmamaktadır. Kur’an-ı Kerim’in ilk sûresi olduğu için “başlangıç” anlamına gelen “Fâtiha” adını almıştır. Sûrenin ayrıca “Ümmü’l-Kitab” (Kitab’ın özü) “es-Seb’ul-Mesânî” (Tekrarlanan yedi âyet) , “el-Esâs”,“el-Vâfiye”, “el-Kâfiye”, “el-Kenz”, “eş-Şifâ”, “eş-Şükr” ve “es-Salât” gibi başka adları da vardır. Fâtiha sûresi, baştanbaşa eşsiz güzellikte bir dua ve bir yakarıştır. Kur’an’ın içerdiği esaslar, öz olarak bu sûrede bulunmaktadır. Zira övgü ve yüceltilmeye lâyık bir tek Allah’ın varlığı, onun hâkimiyeti, kulluğun ancak O’na yapılıp O’ndan yardım isteneceği, bu sûrede özlü bir şekilde ifade edilir. Bu sûre ilâhî kitabın bütün amaçlarını; getirdiği mâna, bilgi ve hükümleri özet halinde ihtiva etmektedir. Kur’an-ı Kerîm’in gönderiliş amacı insanların dünya hayatını düzene koymak ve iyi (ilâhî irade, rızâ ve düzene uygun) bir dünya hayatından sonra ebedî saadeti sağlamaktır. Bu amaca ulaşabilmek için: 1. Emir ve yasaklara ihtiyaç vardır. 2. Bu emir ve yasakların hayata geçmesi, bunların kaynağının “yaratıcı, varlığı zaruri, kemal sıfatlarına sahip, her çeşit eksiklik ve kusurdan uzak bulunan Allah” olduğunun bilinmesine bağlıdır. 3. Bu iman, bilgi ve şuuru desteklemek üzere de mükâfat ve ceza vaadi gerekir. Sûrenin başından “yevmi’d-dîn”e kadar birincisi, “müstakîm”e kadar ikincisi ve buradan sonuna kadar da mükâfat ve ceza vaadi ile –konuları desteklemek, canlı bir şekilde tasvir etmek ve geçmişten ibret alınmasını sağlamak üzere verilen– Kur’an kıssalarının özü veciz bir şekilde ifade edilmiştir. Bu sûrede yer alan “Hamd Allah’a mahsustur” cümlesi Allah Teâlâ’nın kendisini hamde (övgü, yüceltme) lâyık kılan bütün yetkinlik sıfatlarını; “âlemlerin rabbi” ifadesi diğer yaratma ve fiil sıfatlarını; “rahmân ve rahîm” isimleri Allah’ın insanlara rahmet ve merhametinden kaynaklanan din kurallarını; “ceza ve hesap gününün sahibi” nitelemesi kıyamet hallerini ve âhiret âlemini; “Yalnız sana kulluk ederiz” kısmı iman, ibadet ve sosyal düzeni; “Yalnız senden yardım dileriz” cümlesi amellerde ihlâsı ve tevhidi ifade etmektedir. “Bizi doğru yola ilet” cümlesi ibadet, nizam, düşünce ve ahlâk çerçevesini, “nimete erdirdiklerinin yoluna...” kısmı gelip geçmiş örnek nesilleri, millet ve toplulukları; “gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil” bölümü ise kötü örnek teşkil eden ve hallerinden ibret alınması gereken geçmiş toplulukları içine almaktadır.

BAKARA SURESİ

● Mushafta ikinci, nüzûl sıralamasında 87. sûredir, Medine’de nâzil olmuştur. Kur’an-ı Kerim’in en uzun sûresi olup 286 âyettir. Adını, 67-73. âyetlerde yer alan “bakara (sığır)” kelimesinden alır. Sûre, İslâm hukukunun ana konularıyla ilgili pek çok hüküm içermektedir. Tamamının bir nüzûl sebebi olmamakla birlikte birçok âyeti için özel iniş sebepleri vardır. ● Kur’an-ı Kerîm’in kendine mahsus tertip ve üslûbu içinde şu ana konuları ihtiva etmektedir: İslâm’ın getirdiği inanç, ibadet ve hayat düzeniyle ilgili temel bilgiler; münafıklar, Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren deliller, insanın yaratılışı, kabiliyetleri, imtihanı; İsrâiloğulları tarihinin önemli kesitleri, kâmil bir din olan İslâm’ın, daha önceki dinlerin evrensel kısmını ihtiva ettiği, buna karşılık onların –değişmesi, ıslah edilmesi, düzeltilmesi gereken– hükümlerini de ıslah ettiği; Hz. İbrâhim kıssası, Kâbe’nin yapılışı ve kıble oluşu; yiyecekler, kısas, vasiyet, oruç, savaş, hac, nikâh, boşama, dulluk, yetimlik, şarap, kumar, faiz, akidlerin yazılması, din ve vicdan hürriyeti, Allah-kul ilişkisi, örnek dualar vb. hususlarla ilgili hükümler ve irşadlar. ● Bakara sûresinin değerini ve özelliklerini anlatan sahih hadisler vardır: “Evlerinizi (içinde Kur’an okumayarak) kabirlere çevirmeyiniz. Şeytan, içinde Bakara sûresi okunan evden ürker ve uzaklaşır” (Müslim, “Müsâfirîn”, 212). “Kur’an’ı okuyunuz; çünkü o, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaat edecektir. İki nur yumağını, yani Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerini okuyunuz; çünkü onlar, kıyamet gününde iki büyük bulut veya gölgelik ya da kuş sürüsü gibi gelerek kendilerini okuyanları savunacak ve koruyacaklardır. Bakara sûresini okuyunuz; çünkü ona sahip olmak bereket, terk etmek ise hasret ve pişmanlık sebebidir; ona sihirbazların güçleri yetmez” (Müslim, “Müsâfirîn”, 252). “Bakara sûresinin sonundaki iki âyeti her kim gece vakti okursa bu iki âyet –o gece– ona yeter” (Buhârî, “Fezâil”, 10).

ÂL-İ İMRÂN SURESİ

● Mushaftaki sıralamada 3, iniş sırasına göre 89. sırada yer alan Âl-i İmrân sûresi, Medine döneminde inmiştir. 200 âyet olup adını 33. âyette geçen “Âl-i İmrân” tamlamasından almıştır. Âl-i İmrân, İmran ailesi demektir. Sûrenin önemli bir bölümünün geliş sebebi, Necran Hristiyanları adına Medine’ye gelen heyetle Hz. Peygamber arasında geçen Allah inancı konusundaki tartışmalardır. ● Başlangıcında yüce Allah’ın “hay” ve “kayyûm” olduğu hatırlatılan ve Kur’an-ı Kerîm’in önceki ilâhî kitapları onaylama özelliğinden söz edilen bu sûrede, vahye dayalı dinler arasındaki tekâmül ilişkisine işaret edilmekte, Allah katında yegâne geçerli dinin İslâm olduğu vurgulanmaktadır. İslâm’ın inanç esasları ile bazı temel ahlâk kavramları üzerinde durulmakta, Mekke’deki kutsal evden (Kâbe) söz edilmekte, hac vecîbesine ve başka bazı amelî görevlere değinilmektedir. Sûrede özellikle, Hristiyanların Hz. Îsâ’yı tanrılaştırmaları, Yahudilerin de ona iftira ve karalamalarda bulunmaları, bu suretle her iki din mensuplarının da onun hakkında aşırılıklara sapmaları karşısında İslâm ümmetinin gerçekten ayrılmayan ve orta yolu gösteren bir hakem görevi üstlenmiş olacağı ima edilmektedir. Bakara sûresinde Ehl-i kitap’tan Yahudilere ağırlık verildiği gibi burada da Hristiyanlara ağırlık verilmekte, bu din mensupları ortak bir ilkeyi (Allah’tan başkasına kulluk etmeme ve hiçbir şeyi O’na ortak görmeme ilkesini) kabul etmeye davet edilmektedir. Diğer taraftan Müslümanlara da yüce Allah’ın lütfettiği nimetler hatırlatılıp, düşmanların tuzaklarına düşmemeleri ve üstlendikleri misyonun bilincinde olmaları gerektiği hatırlatılmaktadır. Bu temalar işlenirken Hz. Meryem, Hz. Zekeriyyâ, Hz. Yahyâ, Hz. Îsâ ve Hz. İbrâhim’in hayatlarından ve İslâm tebliği açısından önemli bir dönüm noktası olan Uhud Savaşı’ndan kesitler verilmektedir. Bu arada Uhud Savaşı sırasında ve sonrasında Müslümanların, münafıkların ve müşriklerin davranışları tahlil edilip değerlendirilmektedir. ● Bu sûrenin ve bazı âyetlerinin faziletleri hakkında birçok rivayet bulunmaktadır. Bakara ile Âl-i İmrân sûrelerinin önemine değinen hadisler sebebiyle İslâm bilginleri bu iki sûrenin tefsirine ayrı bir ilgi göstermişler ve bunları konu edinen özel tefsirler kaleme almışlardır. Bir hadîs-i şerifte Resûlullah, Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerini iyi bilip gereğince davrananlara bu sûrelerin kıyamet gününde şefaatçi olacağını haber vermiş (Müslim, “Salâtü’l-müsâfirîn”, 42; Tirmizî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 4), bir başka hadiste de yüce Allah’ın “ism-i a‘zam”ının Bakara sûresinin 163. âyeti ile Âl-i İmrân’ın başında bulunduğunu belirtmiştir (Tirmizî, “Daavât”, 64; Ebû Dâvûd, “Salât”, 352).

NİSÂ SURESİ

● Mushaf’taki sıralamada 4, iniş sırasına göre 93. sûre olan Nisâ sûresi, Medine döneminde inmiş olup 176 âyettir. “Nisâ” kelimesi, kadınlar demektir. Sûre, özellikle kadın haklarından, onların hukûkî ve sosyal konumlarından bahsettiği için bu adı almıştır. Sûrenin, hicretten sonra 5 veya 6. yılda Müreysî Gazvesi’nde indiği bilinen teyemmüm âyetini ihtiva etmesi, ağırlıklı olarak bu yıllarda indiğini düşündürmektedir. Nisâ sûresinde, Fâtiha’da yer alan ilkelerin –daha ziyade kulluk ve doğru yolla ilgili– detayları üç ayrı alanda verilmektedir: a) Bütün insanların aynı kökten geldiği, kadının da aynı nefisten yaratıldığı, insanların hemcinslerine iyi davranmaları, erkek ve kadın her insanın akrabalık ilişkisinin doğurduğu hakları unutmamaları gerektiği bildirilmiştir. Akraba, eş, ana-baba, yetim, hür ve câriye olarak kadınların hakları, aile hayatının kuralları ve miras hükümleri açıklanmış, gerektiği yer ve durumda hükümler müeyyidelere bağlanmıştır. b) Mü’minler, kadın-erkek ve aile ilişkilerinde Allah’a kulluk edecekleri gibi inanan ve inanmayan diğer insanlarla ilişkilerinde de Allah’a kul olma şuurunu koruyacak, O’nun tâlimatına uygun davranacaklardır. Bu alana ait olmak üzere sûrede canın, malın ve mülkiyetin korunması, bunlara karşı yapılan tecavüzlerin cezalandırılması; adalet, iyilik, yardımlaşma, emanete riayet edilmesi gibi konulara ve hükümlere yer verilmiş; müminlerle “münafıklar, Yahudiler ve müşrikler” arasındaki ilişkilere ait kaide ve hükümler getirilmiş; hicretin hükmü açıklanmış ve cahiliye izlerinin silinmesi teşvik edilerek alkollü içki kullanımının yasaklanmasına ilk adımlar atılmıştır. c) Çeşitli âyetlerde vakit namazı, korku namazı, namaz için gerekli bulunan temizlik (tahâret) gibi ibadetlere, ferdî ve sosyal ahlâk kurallarına yer verilmiş; böylece sosyal kurallar ve düzenlemelerden maksadın sağlıklı bir “Allah-kul ilişkisi” kurmaya, yalnızca Allah’a kul olmak isteyenlerin önündeki engelleri kaldırmaya yönelik olduğuna işaret buyurulmuştur.

MÂİDE SURESİ

● Mushaftaki sıralamada 5. iniş sırasına göre 112. sûre olan Mâide sûresi, Medine döneminde inmiş olup 120 âyettir. Sûre, adını 112. ve 114. âyetlerde yer alan “mâide” (sofra) kelimesinden almıştır. Muhteva bakımından Nisâ sûresinin devamı mahiyetindedir. Zira Nisâ sûresinin son bölümünde değinilen Yahudi ve Hristiyanların bâtıl inançları, tutum ve davranışları bu sûrede de ağırlıklı olarak ele alınmış ve bunlarla ilgili önemli açıklamalar yapılmıştır. Bunun dışında akidlere bağlılık, yardımlaşmada ölçü, helâl ve haram olan yiyecekler, av ve avlanma hükümleri, hayvanlarla ilgili bazı Cahiliye âdetlerinin yersizliği, Ehl-i kitabın kestiklerini yemenin ve kadınlarıyla evlenmenin câiz olması; abdest, gusül, teyemmüm, temizlik ve hac farizasıyla ilgili hükümler; hırsızlık, yol kesicilik ve ülkede fesat çıkarmanın cezası, cihadın lüzumu, insanların birbirlerine iyilikle muamele etmeleri, fiil ve niyette doğruluk ve adalet üzere bulunmaları, yemin kefareti, vasiyet, dinden dönmenin kötülüğü, içtimaî ve ahlâkî münasebetler, içki ve kumar yasağı gibi dinî ve hukukî konular ele alınmaktadır. Bunlara ek olarak sûrede öğüt ve ibret maksadıyla Hz. Âdem’in iki oğlunun kıssası ile Hz. Mûsâ ve Hz. Îsâ’nın hayat hikâyelerinden kesitler bulunmaktadır. Ayrıca sûrede âhiret hallerinden de bahsedilmektedir. ● Sûrenin bir defada indiğini işaret eden rivayetler bulunmaktadır. Mesela Abdullah b. Amr b. Âs’ın şöyle dediği rivayet edilir: “Hz. Peygamber bineği üzerinde iken ona Mâide sûresi indi. (O sıradaki ruh halinden dolayı) binek onu taşıyamadı, bunun üzerine Hz. Peygamber bineğinden indi” (Müsned, II, 176). Esmâ binti Yezîd de şöyle demiştir: “Ben Hz. Peygamber’in devesi Adbâ’nın yularını tutuyordum, o anda Hz. Peygamber’e Mâide sûresinin tamamı nâzil oldu. Sûrenin ağırlığından neredeyse devenin bacakları kırılacaktı” (Müsned, VI, 455).

EN'ÂM SURESİ

● Mushaftaki sıralamada 6. iniş sırasına göre 55. sûre olup Mekke döneminde inmiştir. 165 âyetten oluşmaktadır. Sûre adını, 136, 138 ve 139. âyetlerde yer alan “el-En’âm” kelimesinden almıştır. En’âm, koyun, keçi, deve ve sığır cinsi ehli hayvanları ifade eden bir kelimedir. Abdullah b. Ömer’e ulaşan bir rivayete göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “En‘âm sûresi bana toplu olarak indi. 70.000 melek tesbih ve hamd sözleriyle bu sûrenin inişine eşlik etti” (Taberânî, el-Mu‘cemü’s-sağ’îr, I, 145). Abdullah b. Abbas’tan aktarılan bir rivayette de Mekke’de “bir defada” indiği teyit edilmiştir (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr, XX, 215). Ancak birkaç âyetinin Medine’de indiğine dair görüşler de vardır (bk. İbn Atıyye, II, 265; Elmalılı, III, 1861). ● Ağırlıklı olarak Allah’ın birliği (tevhid), ilim, irade, kudret, adalet gibi sıfatları; peygamberlik, vahiy, yeniden dirilme, müşrik ve inkârcı zümrelerin bâtıl inançlarının reddi, doğru inanca ulaşmanın yolları vb. itikadî konuları içermektedir. Sûrede ayrıca Hz. Peygamber’in şahsına ve risâletine yapılan itirazlar cevaplandırılmış, uğradıkları sıkıntılar yüzünden kaygıya ve üzüntüye kapılan Hz. Peygamber ile arkadaşlarına teselli ve ümit verilmiştir. Hz. İbrâhim’in, aklıyla ve gözlemleriyle Allah’ın varlığı ve birliği hakkında kesin bilgi ve inanca ulaşmasını anlatan âyetler de yer almaktadır. Ayrıca 151-153. âyetleri İslâm ahlâkının başta gelen kurallarını ihtiva etmektedir. ● En’âm sûresinin faziletine ilişkin bazı rivayetler nakledilmiştir. Bu sûrenin inişine 70.000 meleğin eşlik ettiğini bildiren yukarıdaki hadis bunlardan biridir. Başka bir rivayette Hz. Ömer’in, “En‘âm sûresi Kur’an’ın seçkin sûrelerinden biridir” dediği (Dârimî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 17) ve faziletini vurguladığı; Hz. Ali’nin de okuyan kimsenin Allah’ın rızâsını kazanacağını ifade ettiği yolunda rivayetler vardır (bk. İbn Atıyye, II, 265).

A'RÂF SURESİ

● Mushaftaki sıralamada 7. iniş sırasına göre 39. sûre olan A’râf sûresi, 206 âyet olup Mekke döneminde inmiştir. Ancak 163-170. âyetlerin Medine döneminde indiğini söyleyen âlimler de vardır. Sûre, adını 46. ve 48. âyetlerde geçen ve yüksek yerler, yüksek mevkiler anlamına gelen “el-A’râf ” kelimesinden almıştır. Sûre âyet sayısı itibariyle Mekke’de inen sûrelerin en uzunudur, Kur’an’da da en uzun sûrelerin üçüncüsüdür. Bu sebeple “es-seb‘u’t-tıvâl” (yedi uzun sûre) arasında gösterilir. Ayrıca En‘âm sûresiyle birlikte “iki uzun sûre” diye de anılır (İbn Âşûr, VIII/2, s. 5-6). ● Üslûp ve muhteva bakımından bir önceki sûrenin (En‘âm) devamı gibi görünen A‘râf sûresinde de iman meseleleri, bilhassa âhiretle ilgili hususlarla vahyin önemi, ataları körü körüne taklit etmenin yanlışlığı ve zararları, müminlerle inkârcıların âhiretteki durumlarının mukayesesi, Allah’ın mutlak hükümranlığı, rahmetinin genişliği gibi itikadî konular işlenir. Bunun yanında geçmiş peygamberlerin hayatlarından misaller verilerek onların iman uğrundaki mücadeleleri gözler önüne serilir; sırası geldikçe müşrikler uyarılır; müminlere de sabır ve sebat tavsiye edilir. ● Nesâî’nin naklettiği bir hadise göre Resûlullah, akşam namazının ilk rekâtında Fatiha’dan sonra bu sûrenin bir bölümünü, ikinci rekâtında da kalan bölümünü okurdu (“İftitâh”, 67).

ENFÂL SURESİ

● Mushaftaki sıralamada 8. iniş sırasına göre 88. Sûre olup Medine döneminde hicretin ikinci yılında Bedir savaşından sonra inmiştir. 75 âyetten oluşan sûre, adını ilk ayetteki “el-Enfâl” kelimesinden almıştır. “Enfâl”, savaş ganimetleri demektir. Sûre Medine’de, Bakara’dan sonra ikinci sırada gelmeye başlamış, fakat araya başka sûrelerin bazı âyetlerinin nüzûlü de girmiştir. ● Tarih boyunca hak ile bâtılın mensupları arasında mücadele devam etmiştir. Bu mücadelenin bazen kaçınılmaz hale gelen şekillerinden biri de savaştır. İşte bu sûrenin asıl konusu Bedir örneğinden hareketle genel olarak savaşın amacı, barış, savaşta ele geçen esirler ve ganimetle ilgili hükümlerdir. Kur’an’ın temel amacı insanlara iman, ibadet ve ahlâk değerlerini kazandırmak olduğu için sûrede yeri geldikçe bu doğrultuda şu konulara yer verilmiştir: 1. Gerçek bir müminde bulunması gereken nitelikler. 2. Hicret. 3. Allah’ın ihlaslı ve fedakâr kullarına müstesna yardımları. 4. Allah ve resulüne itaatin gerekliliği ve sonuçları. 5. Takva ahlâkı ile hakkı bâtıldan ayırma bilinci arasındaki ilişki. 6. İnkârın dünya ve ahiret hayatında insana getirdikleri. 7. Allah’ın lütuf, nimet ve cezasının, kulların kendilerini değiştirme ve iyileştirme çabalarıyla bağlantısı. 8. Maddî ve mânevî değerleri koruyabilmek ve meşrû savunmayı gerçekleştirebilmek için gerekli olan stratejik donanım ve hazırlık. 9. Müminler arasındaki birlik ve dayanışma ilişkisinin (velâyet) şartları ile boyutları.

TEVBE SURESİ

● Mushaftaki sıralamada 9. iniş sırasına göre 113. sûre olan Tevbe sûresi, son iki âyet hariç Medine döneminde, Peygamber Efendimizin irtihaline yakın bir zamanda inmiştir. 129 âyetten oluşan sûre, adını Allah’ın kullarının tövbesini kabul edeceğini bildirdiği 104. âyetten almıştır. İlk âyette geçen “berâet” kelimesinden dolayı sûreye “Berâe” adı da verilmiştir. Başında besmele olmayan tek sûredir. Sûrenin başına besmelenin yazılmamış oluşunu bazı bilginler, onun bir önceki sûrenin devamı mahiyetinde oluşu ile açıklamışlardır. ● İçeriği ve konusuna ilişkin tarihî bilgiler, sûrenin hemen tamamının Tebük Seferi’nden az bir zaman önce başlayıp sefer süresince ve seferden hemen sonraki günlerde, en büyük kısmıyla da Medine’den Tebük’e yapılan uzun yürüyüş sırasında vahyedildiğini göstermektedir. ● Sûrede yer alan başlıca konular şunlardır: Antlaşmalarını bozan müşriklere fesih bildirimi yapılıp Mescid-i Harâm çevresinin putperestlerden arındırılması, Allah ve resulüne bağlılığın ve iman kardeşliğinin diğer bütün dünyevî bağların üstünde tutulması gerektiği, Allah’ın nimetlerini ve yardımlarını hiçbir zaman göz ardı etmeksizin iman mücadelesindeki azim ve kararlılığın korunması, özellikle Tebük Seferi’ne hazırlık, Tebük’e gidiş ve dönüş sırasında münafıkların sergiledikleri davranışlar, Müslümanların böyle sıkıntılı durumlarda hataya düşme ihtimallerinin artması, Ehl-i kitap’la ilişkiler, cizye ve zekât hükümleri, bedevî Arapların dinî bildirimler karşısındaki tavırları, yaptığı kötülüklerden samimi pişmanlık duyanların tövbelerinin kabulü hususunda yüce Allah’ın ne kadar lütufkâr olduğu, Resûlullah’a canla başla destek olan ilk Müslümanların ve onların yolunu izleyenlerin Allah katında çok üstün bir mertebeye sahip oldukları, Hz. Muhammed’in müminlere karşı engin şefkati, bu gerçekleri görmezden gelenlere karşı arşın sahibi yüce Allah’a sığınmak, O’na güvenip dayanmak gerektiği.

YÛNUS SURESİ

● Mushaftaki sıralamada 10. iniş sırasına göre 51. sırada olan sûrenin. 40, 94, 95 ve 96. âyetleri Medine döneminde, diğerleri ise Mekke döneminde inmiştir. 109 âyetten oluşan sûre, adını içindeki Yûnus kıssasından almıştır. ● Yûnus sûresinin temel konuları, İslâmî kaynaklarda tevhid, nübüvvet ve âhiret terimleriyle ifade edilen, “bir Allah’a iman ve kulluk etmek, bilgi kaynağı vahiy, vahyin taşıyıcısı ve açıklayıcısı olarak peygamber ve dünya hayatında peygamberin çağrısına uyanlarla uymayanları ebedî âlemde bekleyen âkıbet”tir. Sûrede bütün peygamberlerin görev ve işlevlerine, bu arada son peygamber Hz. Muhammed’in (s.a.s.) gerçek bir peygamber olduğuna, onun insanları Allah’a iman ve yalnızca O’na kulluk etmeye çağırdığına, içlerinde Yûnus aleyhisselâmın da bulunduğu başka peygamberlerden örnekler vererek tarih boyunca yaşanan şirk-tevhid mücadelesine değinilmiştir. Ayrıca hem Hz. Peygamber’in getirdiği kitabın kendisinin uydurduğu bir kitap olmadığına hem de Allah’tan başka bir tanrının bulunmadığına ikna edici delillere Kur’an’ın genel üslûbu ve sistematiği çerçevesinde temas edilmektedir.

HÛD SURESİ

● Mushaftaki sıralamada 11. iniş sırasına göre 52. sûre olan Hûd sûresi, Mekke döneminin son bir yılı içinde inmiş olup 123 âyettir. Sûre, adını içinde söz konusu edilen Hûd peygamberden almıştır. ● Hûd sûresi hem üslûp hem de içerik bakımından bir önceki Yûnus sûresiyle büyük bir benzerlik göstermektedir. Bu sûrede de ağırlıklı olarak Allah’ın varlığı, birliği, O’nun iradesinin peygamberleri aracılığıyla vahyedildiği gerçeği ve peygamberlik olgusunun gelmiş geçmiş toplumlardaki görünümü ele alınmakta, bazı peygamberlerin kıssalarına Yûnus sûresinde özet olarak, burada ise daha geniş bir şekilde yer verilmektedir. Nûh, Hûd, Sâlih, İbrâhim, Lût, Şuayb ve Mûsâ peygamberlerin kıssaları anlatılmakta; Kur’an’ın mûcize oluşu, öldükten sonra dirilme, hesap ve âhiret hayatıyla ilgili konulara yer verilmektedir. ● Hz. Peygamber, “Cuma günü Hûd sûresini okuyunuz” (Dârimî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 17) buyurarak sûrenin faziletine, “Hûd sûresi ve kardeşleri beni ihtiyarlattı” meâlindeki hadisiyle de ağır sorumlulukları hatırlatan bir içeriğe işaret etmektedir. Hûd sûresinin kardeşleri aynı hadisin devamında “Vâkıa, Hâkka, Mürselât, Nebe’ ve Tekvîr” sûreleri olarak belirtilmiştir (Tirmizî, “Tefsîr”, 57/3297; ayrıca bk. Şevkânî, II, 544; Kurtubî, XI, 1). Bu sûrelerde çok etkileyici bir üslûpla daha önceki peygamberlerin tevhid mücadelesinden kesitler verilmiş ve kıyamet sahnelerinin tasvir edilmiş olmasının Resûlullah’ı kendi sorumluluğu ve özellikle ümmetinin geleceği açısından derinden düşündürmüş olduğu anlaşılmaktadır.

YÛSUF SURESİ

● Mushaftaki sıralamada 12. iniş sırasına göre 53. sûre olan Yusuf sûresi, 111 ayetten oluşmakta olup Mekke döneminde inmiştir. Kur’an’da baştan sona kadar bir tek konuyu anlatan tek sûre budur. Yahudilerin telkini ile Mekke müşriklerinin Hz. Peygamber’e, “İsrâiloğulları Mısır’a niçin gittiler?” şeklindeki sorusuna cevap olarak veya Müslümanların Resûlullah’tan bir kıssa anlatmasını istemeleri üzerine indiği rivayet edilmiştir. ● İlk üç âyette bu sûredeki âyetlerin Kur’an-ı Kerîm’in âyetleri olduğu, Kur’an’ın Arap diliyle indirildiği ve bu sûrede kıssaların en güzelinin anlatılacağı bildirilmektedir. Bundan sonra 101. âyete kadar Hz. Yûsuf’un kıssası anlatılmıştır. Kıssada Hz. Yûsuf’un, kardeşleri tarafından kuyuya atılması, onu kuyudan çıkaran kafile tarafından Mısır’da köle olarak satılması, bir iftira sonucu cezaevine girmesi, Mısır kralının gördüğü rüyayı yorumlaması neticesinde cezaevinden çıkarılıp maliyeden sorumlu yüksek düzeyde yöneticiliğe getirilmesi, uzun süreli bir ayrılıktan sonra babası ve kardeşleriyle tekrar buluşması gibi konular ele alınmıştır. Daha sonraki âyetlerde ise müminlere müjde ve öğütler verilmektedir. Kur’an’ın tüm kıssalarında olduğu gibi bu sûrede anlatılan Hz. Yûsuf kıssasında ibretler vardır.

RA'D SURESİ

● Mushaftaki sıralamada 13. iniş sırasına göre 96. sûre olan Ra’d sûresi, 43 ayetten oluşmaktadır. Sûre, adını 13. âyette geçen ve gök gürültüsü anlamına gelen “Ra’d” kelimesinden almıştır. Sûrenin Mekke’de mi yoksa Medine’de mi indiği hakkında farklı rivayet ve tespitler vardır. Mushaf’taki tertibe göre sûrenin Mekke’de inmiş olan ve hurûf-i mukattaa ile başlayan sûrelerin arasına yerleştirilmiş olması, üslûbunun Mekkî sûrelere benzemesi, muhtevasında tevhid ilkeleri, müşriklerin kınanması ve yerilmesi gibi konuların yer alması sebebiyle Mekke’de inmiş olduğu rivayeti tercih edilmiştir; 31-32. âyetlerinin Mekke’de, diğerlerinin ise Medine’de indiğini, ayrıca tamamının Medine döneminde geldiğini söyleyenler de vardır. ● Ra‘d sûresinde Allah’ın varlığı, birliği, ilmi ve kudretinin aklî delillerle ispatı; evrenin sahibi ve ondaki tasarruf hususunda tek yetkili oluşu, bu sebeple ibadete lâyık ve müstahak tek mâbud oluşu anlatılır. Ayrıca peygamberlik ve peygamberlerin doğrulukları, evlenme, çocuk sahibi olma gibi bazı nitelikleri, vahiy ve Kur’an-ı Kerîm’in hak oluşu, Kur’an’ın özellikleri, öldükten sonra dirilme, hesap verme, cennet ve cehennem, samimi müminlerin özellikleri, müşriklerin ortaya attığı şüpheler ve bunlara verilen cevaplar, Ehl-i kitabın Kur’an karşısındaki tutumu ile toplumların kaderini etkileyecek derecede önemli birçok ahlâkî konu, tabiat olayları ve gök cisimleri arasındaki ilâhî nizam vb. konular ele alınmıştır.

İBRÂHÎM SURESİ

● Mushaf’taki sıralamada 14. iniş sırasına göre 72. sûre olan İbrahim sûresi 52 ayettir. İçinde Hz. İbrahim’den ve ailesinden söz edildiği için bu adı almıştır. Müfessirlerin çoğunluğuna göre sûrenin tamamı Mekke döneminde inmiştir; 28 ve 29. âyetlerin Medine döneminde Bedir Savaşı’na katılan müşrikler hakkında indiğine dair rivayetler de vardır. ● Sûre Allah’ın varlığı ve birliği, vahiy, peygamberler, öldükten sonra dirilme ve sorgulanma gibi temel inanç konularını ana hatlarıyla içermektedir. Bu çerçevede getirilen deliller, insanların aydınlatılması için indirilmiş olan vahiy, insanları Allah yolundan alıkoyanların kınanması, peygamberlerin görevleri, Hz. Mûsâ’nın peygamberliği ve kıssasından bazı kesitler, peygamberlere karşı olumsuz tavır takınanların başlarına gelen sıkıntılar anlatılır. Ayrıca Allah’a güvenme ve itaat etmenin önemi, âhiret halleri, inkârcıların dünyadaki amellerinin değeri, âhirette şeytanın suçlulara karşı tavrı, orada müminlere verilen mükâfat, inkârcılara verilen ceza, Hz. İbrâhim’in duası, son olarak da Kur’an’ın insanlığa gönderilmiş bir mesaj oluşu gibi konulara temas edilmiştir.

HİCR SURESİ

● Mushaftaki sıralamada 15. iniş sırasına göre 54. sûre olup 99 âyettir. Sûre, adını 80. âyette geçen “Hicr” kelimesinden almıştır. Hicr, Medine’nin kuzeyinde vaktiyle Semûd kavminin yaşadığı bir yerin adıdır. ● Mekke döneminde, müşriklerin Hz. Peygamber’e ve Müslümanlara yaptıkları baskıların şiddetlendiği yıllarda nâzil olmuştur (bk. âyet 94). İbn Âşûr’a göre (XIII, 6) bi‘setin dördüncü yılının sonunda inmiştir. 87. âyetin Medine’de indiği yolundaki bilgi ise itimada şayan görülmemektedir. ● Sûrenin ilk konusu Kur’an, vahiy ve peygamberliktir. Daha sonra insanın beden ve ruh varlığının yaratılış süreci ile İblîs’in Allah’tan gelen secde buyruğuna uymaması anlatılır. İyilerin uhrevî mükâfatları, Allah’ın rahmetinin genişliği; Hz. İbrâhim ve Lût ile Eyke halkı ve Hicr halkıyla ilgili kısa bilgiler, Hz. Peygamber’e ve müminlere verilen müjdeler, inkârcılara yapılan uyarılar sûrenin belli başlı konularıdır.

İSLAM İLMİHALİ - ÖN SÖZ - Sesli Kitap

Her Müslümanın öğrenmesi gereken dinî bilgilerin yer aldığı ve sahasında büyük bir ihtiyacı karşılayan bu kitap, dinimizin inanç esasları ve ibadetlerini ayrıntılı olarak ele alıyor, Müslümanların sakınması gereken haramlar ve günahlar hakkında gerekli bilgilere yer verirken, günlük hayatımızda karşılaşılan birtakım konular ile çok tartışılan bazı dinî meselelere açıklık getiriyor. İman ve ibadetlerle çok yakın bağlantısı bulunan ahlakın önemi ve ahlaki görevlerimiz ayet ve hadislerin ışığında kısaca izah ediliyor. Muteber kaynaklardan yararlanılarak hazırlanan İslam İlmihali, herkesin kolaylıkla anlayabileceği bir dille yazılmış, dinî terimler mümkün olduğu kadar sadeleştirilmiştir.

İSLAM İLMİHALİ - BİRİNCİ BÖLÜM - İTİKAD - Sesli Kitap

Her Müslümanın öğrenmesi gereken dinî bilgilerin yer aldığı ve sahasında büyük bir ihtiyacı karşılayan bu kitap, dinimizin inanç esasları ve ibadetlerini ayrıntılı olarak ele alıyor, Müslümanların sakınması gereken haramlar ve günahlar hakkında gerekli bilgilere yer verirken, günlük hayatımızda karşılaşılan birtakım konular ile çok tartışılan bazı dinî meselelere açıklık getiriyor. İman ve ibadetlerle çok yakın bağlantısı bulunan ahlakın önemi ve ahlaki görevlerimiz ayet ve hadislerin ışığında kısaca izah ediliyor. Muteber kaynaklardan yararlanılarak hazırlanan İslam İlmihali, herkesin kolaylıkla anlayabileceği bir dille yazılmış, dinî terimler mümkün olduğu kadar sadeleştirilmiştir. 00:00:00 Tanıtım 00:00:18 İTİKAD DİN ve DİNE OLAN İHTİYAÇ 00:00:29 Din Nedir? 00:01:57 Dine Olan İhtiyaç 00:09:10 Dinin Kaynağı 00:10:27 İlahi Dinler ve Özellikleri 00:12:22 İslam Dini ve Diğer Semavi Dinler İSLÂM’DA MEZHEPLER 00:20:19 Mezhep Nedir? 00:22:23 İtikadda Mezhepler 00:25:16 Amelde Mezhepler 00:29:36 Dinî Hükümlerin Kaynakları (Şer’î Deliller) 00:29:58 Kitap 00:32:04 Sünnet 00:38:04 İcma 00:40:23 Kıyas 00:41:52 İMAN 00:44:07 Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Şahadet 00:45:34 İman ile Amel Arasındaki Bağ 00:47:28 İmanın Sahih ve Makbul Olmasının Şartları 00:48:43 İman, Huzur ve Mutluluk Kaynağıdır 00:50:00 Tasdik Eden ve İnkâr Eden İnsanlar 00:50:51 İMAN ESASLARI 00:52:01 Allah’a İman 01:06:40 Meleklere İman 01:14:25 Kitaplara İman 01:36:54 Peygamberlere İman 01:52:43 Ahirete İman 02:11:26 Kader ve Kaza’ya İman

İSLAM İLMİHALİ - İKİNCİ BÖLÜM - İBADET 15/1 İBADET - Sesli Kitap

Her Müslümanın öğrenmesi gereken dinî bilgilerin yer aldığı ve sahasında büyük bir ihtiyacı karşılayan bu kitap, dinimizin inanç esasları ve ibadetlerini ayrıntılı olarak ele alıyor, Müslümanların sakınması gereken haramlar ve günahlar hakkında gerekli bilgilere yer verirken, günlük hayatımızda karşılaşılan birtakım konular ile çok tartışılan bazı dinî meselelere açıklık getiriyor. İman ve ibadetlerle çok yakın bağlantısı bulunan ahlakın önemi ve ahlaki görevlerimiz ayet ve hadislerin ışığında kısaca izah ediliyor. Muteber kaynaklardan yararlanılarak hazırlanan İslam İlmihali, herkesin kolaylıkla anlayabileceği bir dille yazılmış, dinî terimler mümkün olduğu kadar sadeleştirilmiştir. 00:00 Tanıtım 00:21 İBADET 01:21 İbadete İhtiyacımız Vardır 05:38 İbadetlerin Faydaları 09:29 İbadetin Çeşitleri 09:43 Bedenî İbadetler 10:09 Mali İbadetler

İSLAM İLMİHALİ - İBADET 15/2 İSLAM - Sesli Kitap

00:00 Tanıtım 00:18 İslam 01:04 İslam’ın Şartları 03:18 Mükellef 05:40 Mükellefin İşleri (Ef’âl-i Mükellefin) 05:52 Farz 07:34 Vacib 08:06 Sünnet 09:48 Müstehab (Mendub) 10:16 Mübah 10:36 Haram 11:05 Mekruh 11:52 Müfsid

İSLAM İLMİHALİ - İBADET 15/3 TEMİZLİK - Sesli Kitap

00:00 Tanıtım 00:21 Temizliğin Önemi 04:04 Temizliğin Çeşitleri 04:11 Hadesten Taharet 05:03 Necasetten Taharet

İSLAM İLMİHALİ - İBADET 15/4 SULAR - Sesli Kitap

00:00 Tanıtım 00:18 Sular 00:45 Mutlak Sular 01:03 Mukayyed Sular 04:10 Artık Sular 06:16 Kuyuların Temizlenmesi 08:43 Temizlik Nelerle Yapılır?

İSLAM İLMİHALİ - İBADET 15/5 ABDEST - Sesli Kitap

00:00 Tanıtım 00:21 Abdest ve Önemi 03:34 Abdestin Farzları 13:06 Abdestin Sünnetleri 20:07 Abdestin Adabı 22:55 Abdestin Çeşitleri 24:12 Abdest Nasıl Alınır? 27:40 Abdest Duaları 29:57 Abdestin Mekruhları 31:30 Abdesti Bozan Şeyler 34:35 Abdesti Bozmayan Şeyler 36:11 Abdestsiz Yapılmayan İşler 37:43 Mestler Üzerine Meshetmek

İSLAM İLMİHALİ - İBADET 15/6 TEYEMMÜM - Sesli Kitap

00:00 Tanıtım 00:21 Teyemmüm Nedir? 01:27 Teyemmümün Sahih Olmasının Şartları 07:06 Teyemmümün Farzları 07:28 Teyemmümün Sünnetleri 08:10 Teyemmüm Nasıl Yapılır? 10:32 Teyemmümü Bozan Şeyler

İSLAM İLMİHALİ - İBADET 15/7 GUSÜL - Sesli Kitap

00:00 Tanıtım 00:21 Gusül Nedir? 00:43 Gusül Yapmayı Gerektiren Hâller 04:00 Guslün Farzları 05:05 Guslün Sünnetleri 06:40 Guslün Edepleri 06:57 Guslün Mekruhları 07:14 Gusül Nasıl Yapılır? 09:25 Gusül Çeşitleri 10:58 Cünüb Olan Kimsenin Yapması Haram Olan Şeyler 12:59 Kadınların Özel Hâlleri 34:54 Özür Sahibi Olanların Durumu

İSLAM İLMİHALİ - İBADET 15/8 NAMAZ - Sesli Kitap

00:00:00 Tanıtım 00:00:21 Namaz ve Önemi 00:04:00 Namazın Farz Olmasının Şartları 00:05:32 Namaz Vakitleri 00:18:52 Ezan ve İkamet 00:27:22 Namaz Çeşitleri 00:30:19 Namazın Farzları 00:42:02 Namazın Vacipleri 00:45:59 Namazın Sünnetleri 00:54:42 Namazın Edepleri 00:56:10 Beş Vakit Namazın Kılınışı 01:26:29 Vitir Namazı 01:32:23 Namaz Kılındıktan Sonra Okunan Tesbih ve Dualar 01:36:03 Namazı Bozan Şeyler 01:52:11 Namazda Abdestin Bozulması 01:53:24 Namazı Bozmayan Şeyler 01:55:51 Namazın Mekruhları 02:10:38 Namaz Kılana Mekruh Olmayan Şeyler 02:12:19 Namazı Bozmayı Vacip ve Caiz Kılan Şeyler 02:15:01 Namazın Cemaatle Kılınması 02:57:33 Cuma Namazı 03:17:22 Bayram Namazları 03:27:45 Secdeler 03:51:03 Misafir (Yolcu) Namazı 04:05:34 Teravih Namazı 04:14:52 Hasta Olan Kimsenin Namazı 04:18:49 Geçmiş Namazların Kazası 04:25:28 Nafile Namazlar 04:47:26 Yağmur Duası (İstiska) 04:52:45 Cenaze Namazı 05:25:03 Şehid 05:31:07 Kabir Ziyareti 05:37:47 Cami ve Mescidlerin Önemi 05:48:23 Mukaddesat ve Dinî Değerlerimiz

İSLAM İLMİHALİ - İBADET 15/9 ORUÇ - Sesli Kitap

00:00:00 Tanıtım 00:00:18 Oruç 00:01:19 Orucun Faydaları 00:11:09 Oruçludan Beklenen 00:12:50 Orucun Mükâfatı 00:13:59 Oruç Kimlere Farzdır? 00:15:21 Ramazan Orucu Kaç Gündür? 00:17:17 Ramazan Ayının Başlangıcının ve Sonunun Tesbit Edilmesi 00:46:37 Oruç Çeşitleri 00:48:48 Oruca Ne Zaman ve Nasıl Niyet Edilir? 00:52:35 Sahur ve İftarın Fazileti 00:57:21 Fidye 00:58:23 Kaza ve Keffaret 01:01:40 Orucu Bozan Şeyler 01:07:21 Orucu Bozmayan Şeyler 01:09:54 Orucu Bozan ve Bozmayan Muayene ve Tedavi Yöntemleri 01:25:53 Oruçluya Mekruh Olan Şeyler 01:26:58 Oruçluya Mekruh Olmayan Şeyler 01:27:31 Oruçluya Müstehab Olan Şeyler 01:28:39 Oruçla İlgili Çeşitli Hükümler 01:32:55 İtikâf 01:35:54 Fitre (Fıtır Sadakası)

İSLAM İLMİHALİ - İBADET 15/10 ZEKÂT - Sesli Kitap

00:00 Tanıtım 00:18 Zekât 00:49 Zekâtın Önemi 07:16 Zekâtın Farz Olmasının Şartları 14:12 Zekât’ın Sahih Olmasının Şartı 16:18 Zekât Verilmesi Gereken Mallar 31:52 Zekât Kimlere Verilir? 35:13 Zekât Kimlere Verilmez? 36:47 Zekâtla İlgili Meseleler

İSLAM İLMİHALİ - İBADET 15/11 HAC - Sesli Kitap

00:00:00 Tanıtım 00:00:18 HAC 00:01:25 Haccın Faydaları 00:03:37 Hac Kimlere Farzdır? 00:04:42 Haccın Edasının Şartları 00:05:34 Haccın Sahih Olmasının Şartları 00:05:58 Haccın Vakti 00:06:28 Haccın Farzları 00:17:26 Haccın Rükünleri 00:34:37 Haccın Vacipleri 00:59:03 Haccın Sünnetleri 01:00:41 Umre Nedir, Nasıl Yapılır? 01:03:07 Haccın Yapılışı 01:04:13 İfrad Haccı 01:12:26 Temettû Haccı 01:14:31 Kıran Haccı 01:16:09 Hacda Kadınlar 01:18:34 Hac ve Umre Cinayetleri 01:30:14 Hedy 01:37:49 Haccı Kaçırmak (Fevat) 01:48:28 Hz. Peygamber’in Kabrini Ziyaret

İSLAM İLMİHALİ - İBADET 15/12 KURBAN - Sesli Kitap

00:00 Tanıtım 00:21 Kurban Nedir? 04:56 Kurbanın Hükmü 06:53 Kurban Kesmekle Yükümlü Olanlar 07:59 Kurban Nisabı 09:10 Kurban Edilecek Hayvanlar 12:58 Kurbanın Sahih Olmasının Şartları 14:07 Kurbanın Rüknü 14:58 Kurbanı Kimler Keser? 16:13 Kurban Nasıl Kesilir? 18:02 Kurban Etinin Taksimi 19:34 Kurban Derisi 20:26 Eti Yoksullara Dağıtılması Gerekli Olan Kurbanlar 22:41 Akika Kurbanı

İSLAM İLMİHALİ - İBADET 15/13 MÜBAREK GÜNLER ve GECELER - Sesli Kitap

00:00 Tanıtım 00:23 Cuma Günü 04:06 Üçaylar 06:46 Regaib Gecesi 08:20 İsra ve Mirac Gecesi 14:31 Berat Gecesi 20:08 Ramazan Ayı 23:36 Kadir Gecesi 28:19 Dinî Bayramlar 30:27 Mevlid Gecesi 34:44 Aşure Günü ve Orucu

8. DİNİ YAYINLAR KONGRESİ - 28-30 MAYIS 2021 - AÇILIŞ

00:00:00 28 MAYIS 2021 CUMA - 8. DİNİ YAYINLAR KONGRESİ AÇILIŞ PROGRAMI 00:25:36 Açılış 00:28:32 Kur'ân-ı Kerim Tilaveti - Salih AKYÜZ - Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulu Üyesi 00:36:26 Prof. Dr. Ali ERBAŞ - Selamlama 00:37:23 8. Dini Yayınlar Kongresi Sinevizyonu AÇILIŞ KONUŞMALARI 00:42:15 Doç. Dr. Fatih KURT - Dini Yayınlar Genel Müdürü 00:51:05 Prof Dr. Huriye MARTI - Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı 01:00:14 Prof. Dr. Ali ERBAŞ - Diyanet İşleri Başkanı 01:16:15 Alev ALATLI - AÇILIŞ KONFERANSI | MODERATÖR - Ayşe BÖHÜRLER ● 1. OTURUM - Dijital Dünyayı Anlamak 04:34:24 Prof. Dr. Huriye MARTI - Oturum Başkanı 04:37:25 Prof. Dr. Nevzat TARTI - Bilgi Koruma ve Nakil Araçlarının Dönüşümü: Tepkiler ve Teslimiyetler 04:57:10 Dr. Öğr. Üyesi Tuba Nur UMUT - Dijital Dünyayı Anlamak: Varlık, Bilgi, Değer Ekseninde Bir Değerlendirme 05:11:26 Dr. Öğr. Üyesi Ahmet FİDAN - Türkiyeʼde Dijitalleşme ve Din İlişkisi 05:27:16 Lütfi BERGEN - Müzakere 05:43:20 Prof. Dr. Mustafa ALICI - Dijital Dinin Araştırma Alanı: Postmodern Din Bilimlerinin Anlama Aygıtları 05:58:16 Prof. Dr. Adnan Bülent BALOĞLU – Müzakere ● 2. OTURUM - Dijital Yayıncılık; Fırsatlar & Riskler 06:37:34 Oturum Başkanı - Osman TIRAŞÇI 06:43:10 Mustafa ÇUHADAR - Yöndeşmenin Dini Yayıncılığa Sunduğu Fırsatlar: Diyanet TV Sosyal Medya Hesapları Üzerine Bir İnceleme 07:05:59 Doç. Dr. Muhittin DÜZENLİ - İslami İlimlerde Dijitalleşmenin Tarihi ve Dijital Kaynakların Akademik Okuma Üzerindeki Etkisi 07:27:51 Prof. Dr. İhsan ÇAPÇIOĞLU - Müzakere 07:43:19 Doç. Dr. Namık Kemal OKUMUŞ - Dijital Çağda Sanal Dünyanın Kazanımları ile Bilgi Edinme Problemleri 08:01:10 Dr. Öğr. Üyesi İsmail KILIÇ - Dijital Dünyada İnsanın Yabancılaşması Sorunu ve Kurʼanʼın Rehberliğinde Çözüm Önerileri 08:17:36 Prof. Dr. Halis AYDEMİR - Müzakere #DijitalYayıncılık #DiniYayınlarKongresi

[Canlı] 8. DİNİ YAYINLAR KONGRESİ - 3. OTURUM 29-05-2021 09:00

3. OTURUM 00:00:00 Dini İçerikli Dijital Yayıncılık I 00:00:33 ● Oturum Başkanı - Dr. Burhan İŞLİYEN 00:02:47 ● Lokman ARSLAN - Dinî İçerikli Dijital Yayıncılıkta Diyanet Tecrübesi ve Vizyonu 00:18:25 ● Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Derviş DERELİ - Dijital Yayıncılığın İmkânları ve Dini İçerikli Dijital Yayınlardaki Hedef Kitle Sorunu 00:36:20 ● Müzakere - Dr. Öğr. Üyesi Mustafa TEMEL 00:46:08 ● Doç. Dr. Hasan Hüseyin Aygül - Gamze GÜRBÜZ - Esra ÜN - Google Play Storeʼdaki İslami Mobil Uygulamalar: Helal Ürün Tanıma ve Tarama Programlarının Tematik Analizi 01:03:16 ● Büşra ŞAHİN - Yahudilikte Dinî İçerikli Dijital Yayıncılık: Sefarıa Örneği 01:19:14 ● Müzakere - Doç. Dr. Faruk TEMEL #DijitalYayıncılık #DiniYayınlarKongresi

8. DİNİ YAYINLAR KONGRESİ - 4. OTURUM 29.05.2021 11:00

4. OTURUM 00:00:00 Dini İçerikli Dijital Yayıncılık II 00:00:00 ● Oturum Başkanı - Dr. Mustafa Bülent DADAŞ 00:02:57 ● Prof. Dr. Rıfat ATAY - Kutsal Metinlerin Görselleştirilmesi ve Dijitalleştirilmesini Tartışmak: Kitab-ı Mukaddes Örneği 00:24:07 ● Doç. Dr. Ahmet ÖZDEMİR - Sosyal Medyada Ayetlerin Bağlamı Dikkate Alınmadan Paylaşılması 00:43:43 ● Müzakere - Prof. Dr. Gürbüz DENİZ 00:58:50 ● Dr. Öğr. Üyesi Recep Emin GÜL - Sosyal Medyada Paylaşılan Dua ve Zikir İçerikli Hadislerin Kaynak Değeri 01:19:04 ● Prof. Dr. Eyüp BAŞ - Çocuklara Hz. Peygamber (sas)ʼi Tanıtmaya Yönelik Türkiye'deki Dijital Platformlar Hakkında Tespit ve Değerlendirmeler 01:41:32 ● Müzakere - Doç. Dr. Abdulvahap ÖZSOY #DijitalYayıncılık #DiniYayınlarKongresi

8. DİNİ YAYINLAR KONGRESİ - 5. OTURUM 29.05.2021 14:00

5. OTURUM 00:00:00 Dijital Yayıncılık & Din Eğitimi 00:03:46 ● Oturum Başkanı - Prof. Dr. İbrahim Hilmi KARSLI 00:10:02 ● Mahmut ŞAHİN - Diyanet İşleri Başkanlığının Dijital Eğitim ve Din Hizmeti Tecrübesi 00:27:10 ● Doç. Dr. Abdullah ACAR - Hafızadan Kağıda, Kağıttan Ekrana Dini Eğitim ve İnformal Öğrenme 00:41:42 ● Müzakere - Doç. Dr. Bilal YORULMAZ 00:53:06 ● Dr. Öğr. Üyesi Tuncay KARATEKE - Arş. Gör. Yunus TÜKEN - Youtube Din Eğitimi İçerik Üreticilerinin Eğitici Profilinin Din Eğitimi Bilimi Açısından İncelenmesi: 01:07:13 ● Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Hakkı BULUT - Covid-19ʼun Uzaktan ve Çevrimiçi Öğrenme-Öğretim Konusunda Bize Öğrettikleri 01:23:02 ● Müzakere - Prof. Dr. Süleyman AKYÜREK #DijitalYayıncılık #DiniYayınlarKongresi

8. DİNİ YAYINLAR KONGRESİ - 6. OTURUM 29.05.2021 16:00

6. OTURUM Dijital Çağda Medya Okuryazarlığı ● Oturum Başkanı - Dr. Elif ARSLAN ● Doç. Dr. Bahset KARSLI - Tunahan IRMAK - Dijital Dini Söylem: Dini İçerikli Youtube Video Manşetleri Örneklemi ● Doç. Dr. Abdullah İNCE - Muhammed Furkan KOÇAK - Türk Dijital Platform Dizilerinin Aile Kurumuna Etkisi ● Müzakere - Prof. Dr. Mehmet AKGÜL ● Dr. Öğr. Üyesi Merve ERGÜNEY - Televizyon Yayınlarında Kişilerin Batıl İnançlar Yoluyla İstismarının RTÜK Kararları Kapsamında İncelenmesi ● Doç. Dr. Furat AKDEMİR - Dijital Dünyada Din Karşıtı Söylemlerin Medya Okuryazarlığı Bağlamında Değerlendirilmesi ● Müzakere - Doç. Dr. Kübra Güran YİĞİTBAŞI #DijitalYayıncılık #DiniYayınlarKongresi

[Canlı] 8. DİNİ YAYINLAR KONGRESİ - 7. OTURUM 30.05.2021 09:20

7. OTURUM Dijital Trendler & Yeni Dini Akımlar ● Oturum Başkanı - Doç. Dr. Fatih KURT ● Dr. Öğr. Üyesi Fatma PINAR - Din Savunusunda Dijital İmkânların Çağdaş Kelâm Perspektifinden Değerlendirilmesi ● Doç. Dr. Süleyman TURAN - Arş. Gör. Sema Nur UZUN - Yeni Dini Hareketlerʼin Taraftar Kazanmasında İnternetin Rolü ● Müzakere - Prof. Dr. Metin ÖZDEMİR ● Dr. Öğr. Üyesi Gülenay PINARBAŞI - Türkiye'de Yeni Dijital Tecrübelerden Biri Dijital Mistisizm, Facebook Örneği ● Doç. Dr. Şevket ÖZCAN - Postmodern Dönemde Dijital Din Olgusu: Jediizm Örneği ● Müzakere - Doç. Dr. Muhammed KIZILGEÇİT #DijitalYayıncılık #DiniYayınlarKongresi

[Canlı] 8. DİNİ YAYINLAR KONGRESİ - DEĞERLENDİRME OTURUMU SONUÇ BİLDİRİSİ - 30.05.2021 11:30

DEĞERLENDİRME OTURUMU SONUÇ BİLDİRİSİ ● Başkan - Prof. Dr. Ali ERBAŞ ● Konuşmacılar - Prof. Dr. Huriye MARTI - Doç. Dr. Fatih KURT #DijitalYayıncılık #DiniYayınlarKongresi

DİJİTAL YAYINCILIK - 8. DİNİ YAYINLAR KONGRESİ - SİNEVİZYON

#DijitalYayıncılık #DiniYayınlarKongresi

8. Dini Yayınlar Kongresi - Dijital Yayıncılık | 28-29-30 Mayıs 2021

Dijital Yayıncılık” başlığıyla bu yıl 8’incisini düzenleyeceğimiz Diyanet İşleri Başkanlığı Dini Yayınlar Kongresi yarın başlıyor. Yayıncılık alanında dijitalleşme sürecini dünü, bugünü ve yarını ile ele alacağımız kongremiz çevrimiçi olarak takip edilebilecek. #DijitalYayıncılık #DiniYayınlarKongresi

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI 8. DİNİ YAYINLAR KONGRESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

“Dijital Yayıncılık” üst başlığıyla 28-30 Mayıs 2021 tarihleri arasında Ankara’da düzenlenmiştir. Sayın Ayşe BÖHÜRLER’in moderatörlüğünde Sayın Alev ALATLI’nın açılış konferansıyla başlayan Kongre’de “Dijital Dünyayı Anlamak”, “Dijital Yayıncılık: Fırsatlar ve Riskler”, “Dini İçerikli Dijital Yayıncılık”, “Dijital Yayıncılık ve Din Eğitimi”, “Dijital Çağda Medya Okuryazarlığı” ve “Dijital Trendler & Yeni Dini Akımlar” başlıklarıyla gerçekleştirilen oturumlarda 28 tebliğ sunulmuş ve müzakere edilmiştir. #DijitalYayıncılık #DiniYayınlarKongresi