VEFAYA ÇAĞRI
OkLogo

VEFAYA ÇAĞRI

Prof. Dr. Ertuğrul Yaman


İnsanlık, bilim ve teknolojide baş döndürücü bir ilerleme yakalamış gibi görünmekle birlikte hayatın gittikçe zorlaştığı bir çağa doğru da alabildiğine koşmaktadır. Bunalım ve acılarla dolu böylesi bir çağda kurtuluş reçetesi, yine insanın kendi özünde gizlidir. İnsanoğlu, ilkin Yüce Yaradan’a bezm-i elest’te verdiği “Evet, sen bizim Rabbimizsin!” vaadini hatırlayarak kurtuluş yolunu tutabilir. Bu kutlu hatırlayış, insanoğlunu gerçek yaratıcısı ve sahibi ile buluşturacağı için onu aslına döndürecektir. Bu dönüş, kendini kaybetmiş insanoğluna, âdeta bir can suyu olacak ve onu inşiraha kavuşturacaktır. Akabinde insanın ruhu; hak ve hakikate, Kur’an’a, Kutlu Elçi’ye, kutlu mekânlara, eş, dost, arkadaş ve akrabaya, halka, öze ve söze vefalı olmakla yeniden can, yeni bir heyecan bulacaktır.

İnsana insanlığı hatırlatan ve onu insanca yaşatan birçok değer gibi vefa duygusu da insanı yücelten bir duygudur. Nitekim vefalı davrananlara vefakâr denir. En büyük vefakârlık, Yüce Yaradan’ı tanımak, verdiği nimetlerin kıymetini bilmek, kulluk görevlerini eksiksiz yerine getirmektir. Bir ayette Allah (c.c.), “Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim.” (Bakara, 2/40) buyurmaktadır. Yaşayan Kur’an diye tavsif edilen, önderimiz Hz. Muhammed’in (s.a.s.) hayatı vefa örnekleriyle doludur. Onun her düşüncesi, her söylemi, her eylemi, Allah’a (c.c.) vefa ile müstahkemdir. Çünkü o, Yaradan’a ve davasına sonuna kadar sadıktır.

Vefa; yapılan her iyiliğe misliyle iyilik, her güzelliğe fazlasıyla güzellik, her bağlılığa fazlasıyla bağlılıktır. Hatta vefasızlığa karşı dahi vefalı davranmaktır. İyilik ve güzelliğe sadakat göstererek misafiri olduğumuz şu üç günlük dünyayı cennete yol eylemektir vefa… Garip gurebaya, fakir fukaraya varlığımızı kol eylemektir vefa…

Vefa, hakkı gözetmektir. Herkese hakkını vermek, haksızlıktan kaçınmak, insanlara sevgi ve ilgi göstermektir. Her daim hak ve hakikatin safında yer almaktır. Zalimin hasmı, mazlumun hısmı olmaktır vefa…

Vefanın en güzeli ahde vefadır. Vefa, verdiği sözü mutlaka tutmak, yapamayacağı sözü vermemektir. Büyük küçük, çoluk çocuk demeden her kiminle konuşulursa, ağızdan çıkan bir sözün aslında bir ahit olduğu bilinciyle hareket etmektir. Yerine getirilmeyen sözün gerçekte yalancılık olduğunu asla unutmamak gerekir.

Vefa, bizlere bu cennetvari vatanı yurt eyleyenlerin izinden gitmektir. Ecdadın açtığı yoldan yürümek, kurduğu medeniyeti yüceltmektir. Tarihimize, kültürümüze, irfanımıza, değerlerimize sıkı sıkıya bağlanmaktır vefa… Vefanın en anlamlı bir başka göstergesi de fâni âlemden göç edip gidenleri hayırla yâd etmek, her daim hatırlamak, onlara dua etmektir.

Vefalı bir insan olarak Mehmet Akif Ersoy’un hayatından örnek alacağımız çok şey vardır. Ersoy, Üsküdar’da oturduğu bir dönemde, Çengelköy’de oturan arkadaşıyla buluşmak için sözleşir. Pazar günü, yağmur çamur fırtına demeden Çengelköy’ün yolunu tutar. Eve varır varmasına da sırılsıklam olur. Kapıyı hizmetçi açar ve ev sahibinin komşuya gittiğini söyler. Hizmetçi haber vermek ister ama Ersoy bunu kabul etmez. “Havanın biraz soğuk olmasına bakarak sözümü tutamayacağımı düşünen bir insanın evine misafir olamam.” der. Tekrar o yağmur ve fırtınada Üsküdar’a döner. O, verdiği söze sadık, fedakâr ve vefakâr bir adamdı.

Mehmet Akif Ersoy ile Baytar Mektebinde beraber okuduğu ve sevdiği arkadaşı Hasan Tahsin Bey anlaşırlar. Hayatta kalanın daha önce ölenin ailesine bakacağına dair birbirlerine söz verirler. Mehmet Akif Ersoy, ahde vefa göstererek ölen arkadaşının çocuklarını sokakta bırakmaz ve kol kanat gerer. Ersoy; hayatını İslam’a adamış, Peygamberimizin (s.a.s) hayatını kendi hayatına tatbik etmiş, sünnet-i seniyyeye uyan örnek bir şahsiyetti.

Yaşadığımız çağın manzarası ortada: Kimi insanlar hayatta kalmanın yegâne çıkar yolunu “çıkar”da arıyor ne yazık ki. İnsanın değerinin “eşya”ya yüklendiği, vefanın yerine “para”nın taht kurduğu hazin vakitlerden geçmekteyiz. Dostane sohbetler yerine gözlerin ekranlara dikildiği; dert deşenin çoğalıp dertleşenin azaldığı “sanalsı” zamanları idrak etmekteyiz! Birileri, sözde ilerleme adına insanlığı, uygarlığı talan ederken bizler inancımızın, töremizin gereğince insan kalalım. Cihanın dört bir yanına şanla şerefle insanlığı yayalım. Al bayrağımız vefayı, insanlığı, merhameti, sadakati dalgalandırsın gök kubbede bir hoş seda olarak…

Dört bir yandan dijital çağın kuşatması altında olan insanlık, aradığı çare ve çözümü en başta vefa olmak üzere, insana özgü duygu ve değerlerde bulacaktır. Bunun için sanal dünyadan çıkıp doğal dünyaya kadem basmalı, aileye kulak asmalıdır. İnsanın gerçek dostunun yine insan, tüm canlıların imkân ve doğanın hakiki mekân olduğunu hatırlaması şarttır. Ey insanlık! Ekranlardan kurtulup akranlara, sanaldan doğala, hesaptan kitaba yöneldiğin gün, kurtuluş günün olacaktır!

Bu noktada son sözü Üstat Ömer Hayyam’a bırakalım:

Yalnız bilgili olmak değil, adam olmak;

Vefalı mı değil mi insan, ona bak.

Yücelerin yücesine yükselirsin,

Halka verdiğin sözün eri olarak.


Prof. Dr. Ertuğrul Yaman