KALPTEN GELEN, DİLDEN DÖKÜLEN DUA
OkLogo

KALPTEN GELEN, DİLDEN DÖKÜLEN DUA

Dr. Melek Yılmaz Gömbeyaz


Bir çağrıdır dua, bir sesleniş, bir nidadır kuldan Allah’a… İcabetine inanarak davette bulunmak, ilmine, hikmetine, takdirine teslim olarak gönül dolusu el açmak Rabb’e… Kalbin için için yakırışı, “Medet yâ Rabb!” diyerek arşa doğru kanatlanışı, sonsuz meveddet, merhamet, ikram ve ihsan sahibi olana teslim olmakla huzur buluşudur… Arz-ı hâlidir kulun; hâlini bir de kendi gönül diliyle arz etmesidir varlığının sahibine… Keza, “abd” yani kulun Allah’a (c.c.) yönelerek “abdullah” olduğunu ikrar etmesi, en yüce mertebe mesabesindeki Allah’a kul olabilme izzetinin farkındalığını yaşaması, hissetmesidir… Kalbiyle, kavliyle ve hâliyle kabul ve itiraf etmesidir kulun Mevla’sının velayetini (sahipliğini, dostluğunu)…

Tüm samimiyetiyle, benliğiyle Allah’a yönelen yani münîb olma şerefine nail olan kul, dua ile aynı zamanda Allah’ın varlığına ve birliğine olan inancını tahkim etmiş, imanını tazelemiş, gönlünü tevhit ile temizlemiş, arındırmış olur. Zira Allah’a yönelerek “iyyâke” şuuruyla, sadece O’ndan medet uman, maddi manevi her şeyin asıl ve tek sahibinin Allah Teâlâ olduğunun bilincinde olan kul, dua ile Rabbine her yöneldiğinde iman tazelemiş; dil ile ikrar ve kalp ile tasdikte bulunmuş olur.

Dua, kulun Rabbine olan bağlılığına işaret etmesi bakımından da ayrı bir öneme sahiptir. Öyle ki Allah Teâlâ, kullarından sadece kendisine dua etmelerini istemekte, duanın kulluk anlamına da geldiğini işaret etmekte, hatta insanların değerlerinin dua ile belirleneceğini ifade etmektedir: “De ki: “Duanız (kulluğunuz ve niyazınız) olmasa Rabbim size ne diye değer versin!..” (Furkân, 25/77)

Öte yandan, dua eden insanın çok yönlü bir kazanç içerisinde olacağını da ifade etmek gerekir. Zira dua ile insan, hem Allah Teâlâ’dan dünya ve ahirete dair güzel, helal olan taleplerde bulunarak nasiplenmekte, hem de Rabbini anmakta, zikretmekte, O’nun yüceliğine boyun eğerek yücelmektedir. İçerisinde fikri, zikri, şükrü barındıran dua, kulun kulluğunu bereketlendiren, kibirden koruyup tevazuyu arttıran bir yöneliştir, itaattir: “Rabbiniz şöyle dedi: Bana dua edin, duanıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min, 40/60) “Rabbinize yalvara yakara ve gizlice (için için) dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez…Allah’a korkuyla ve ümitle dua edin…” (A’râf, 7/55-56)

Dua eden insan Allah’ın (c.c.) rahmetinden payını almakta, hayrı celb ederken şerri de def etme rahmetine yol almaktadır: “Sizden her kime dua kapısı açılmışsa, ona rahmet kapıları açılmıştır… Dua, başa gelen veya gelmeyen belaya karşı fayda sağlar.” (Tirmizî, Deavât, 101) Ayrıca unutulmamalıdır ki dua, sağlam bir itikatla, Allah Teâlâ’nın “Mücîbü’d-deavât” olduğuna hakikaten inanarak yapıldığında gerçek hüviyetine kavuşur. Nitekim Allah Resulü (s.a.s.), “ibadetin özü” dediği (Tirmizî, Deavât, 2) dua hakkında şu telkinde bulunmuştur: “Kabul edileceğine kesin inanarak Allah’a dua ediniz ve biliniz ki, Allah gafil bir kalpten gelen duayı kabul etmez." (Tirmizî, Deavât, 66)

Duayla ilgili olarak, “Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki, şüphesiz ki ben yakınım, bana dua ettiğinde dua edenin dileğine karşılık veririm. Şu hâlde benim davetime gelsinler ve bana iman etsinler ki doğru yolu bulabilsinler.” (Bakara, 2/186) ayeti de Allah’ın kullarına sunduğu muhteşem lütuflardan biri değil midir? Her daim açık olan dua kapısının sahibi ne kadar da cömerttir, ne kadar da yüce, ne kadar da merhametlidir kullarına… Yeter ki kul dua nimetinin kadrini bilse, Rabbine doğru dua dua yükselse, O’na hasret ruhlar dua ile özlemini giderse bir nebze…

Ve son olarak, Allah’ın (c.c.) kulun duasına icabet etmesi, duayı kulun belirttiği hâliyle kula sunması, dünyada iken önüne koyması şeklinde sınırlandırılmamalıdır. Zira dua ve icabet, kapsamı ve etkisi, kulun hayal bile edemeyeceği kadar geniş olan ikramlardır. İcabet denen tecelli, bazen dünyada gerçekleşir aynıyla, bazen farklı şekillerde, içerisinde hikmetlerle ve bazen de ahirette ve çok daha güzeliyle… Velhasıl, dua edenin kaybedeni olmaz…

Şimdi üç aylar dediğimiz mübarek bir zaman dilimindeyiz. Şimdi dua dua yakarma vaktidir. Avf ve mağfiret mevsimidir. “Allahım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin beni de affet!” (Tirmizî, Daavât, 84)


Dr. Melek Yılmaz Gömbeyaz