AMERİKA’DAKİ İLK MESCİDİN HİKÂYESİ: KUZEY DAKOTA ROSS CEMAATİ

Doç. Dr. Bilal Baş

"Amerika Birleşik Devletleri’nin 332 milyonluk nüfusunun yaklaşık yüzde birlik kısmını Müslümanlar oluşturur. Eğer Mormonizm ayrı din sayılmazsa, İslam Amerika’nın Hristiyanlık ve Yahudilikten sonra en büyük üçüncü dini konumundadır.

PEW Research Center’ın 2017 tarihli araştırmasına göre Amerika’da 3.450.000 Müslüman yaşamaktadır. 

Sanıldığının aksine, Müslümanlar Amerika’ya XX. asırda gelmiş değildir; Avrupa’dan gelen sömürge gemilerinin Kuzey Amerika’ya ilk demir attıkları zamandan beri Müslümanlar bu kıtada yaşıyorlar.

Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfettiği deniz seferindeki gemilerde Müslümanların da bulunduğu kabul edilir. Dolayısıyla Müslümanlar bu ülkenin tarihinin ve sosyal dokusunun asli bir unsurudur. İngiliz, Fransız ve İspanyollar, XVI. asırdan itibaren Kuzey Amerika’nın çeşitli yerlerinde kurdukları kolonilerde çalıştırmak üzere özellikle Batı Afrika’daki Sene-Gambiya bölgesinden binlerce siyahi köle getirdiler.

Köle ticaretinin yapıldığı bu bölgenin halklarının en az yüzde on beşi Müslüman olduğu için tarihçiler Amerika’daki kölelerin yüzde on beşi ile yüzde otuzunun Müslüman olduğunu tahmin etmektedirler. Bu ise on binlerce Müslümanın bu kıtaya gelip burada öldüklerini gösterir. (Kambiz GhaneaBassiri, A History of Islam in America: From the New World to the New World Order (New York: Cambridge University Press, 2013), s.16.)

Afrikalı köle Müslümanlardan sonra, ilk önemli Müslüman nüfusun Amerika’ya gelişi, Amerikan iç savaşı sonrasında (1861-65) başlayan göçmen dalgasıyla gerçekleşmiştir. Tarihçiler 1870 ile 1920 yılları arasında 26 milyon göçmenin Amerika’ya geldiğini tahmin ederler. (Edward E. Curtis IV, Muslims in America: A Short History (Oxford: OUP, 2009), s.48.) Ancak Amerikan devletinin beyazları ve Hristiyanları önceleyen göç kanunları ve kotaları Müslüman ülkelerden gelen göçmenlerin sayılarını kısıtlıyordu. Osmanlı topraklarından gelen az sayıdaki göçmenlerin ise büyük çoğunluğu bölgenin Hristiyanları arasından seçiliyordu. Bu nedenle bahsi geçen dönemde Amerika’ya gelip yerleşmiş Müslümanların sayısı 60.000 civarındaydı. (GhaneaBassiri, A History of Islam in America, s.136.)

Ross cemaatinin öncüleri olan Müslüman çift Mary (Meryem) Juma ve kocası Hassin (Hüseyin) Juma bu ilk gelen göçmenlerdendir. Meryem Juma’nın anlattığına göre köylerinden ve yakın çevrelerinden pek çok kimse Amerika’ya gitmiş ve memleketlerine mektuplar yazarak Amerika’nın fırsat ve zenginliklerinden bahsetmişlerdi. Kocası ve kendisi bu maddi imkânlara kavuşmak için Amerika’ya gitmeye karar verirler. İki kızlarını götüremedikleri için onları akrabalarına emanet ederek yola çıkarlar. 
Bu kızlardan biri kısa süre sonra vefat etmiş, diğeri ise mülakatın yapıldığı 1939 yılı itibarıyla hâlâ Lübnan’daki köyünde yaşamaktadır. Uzun ve masraflı yolculuk için gerekli parayı küçük çiftliklerini ipotek ettirerek, borç para alarak temin ederler. Lübnan’dan Fransa’ya, Fransa’dan Kanada’nın Montreal şehrine gelirler. Orada kalmayarak Kanada üzerinden Amerika’ya giriş yaparlar. Önce Nebraska’ya yerleşirlerse de orada fazla kalmazlar ve 1901’de Kuzey Dakota eyaletine gelirler. Yerleştikleri kasabanın adı Ross’tur. Bölgede daha önceden gelmiş Lübnanlılar bulunmaktadır, bunların arasında Juma çiftinden önce gelmiş Müslümanlar da vardır. Ancak Meryem ve Hüseyin ilk Müslüman çift kabul edilir. Diğerleri muhtemelen bekâr erkeklerdir. Mid-West bölgesinde, Kanada sınırına 100 kilometre kadar mesafede bulunan bu kasabanın ilk kurucuları da bu çift ve onların ardından gelen diğer Lübnanlılar olmalıdır. Günümüzde bu kasabada çoğu yaşlı yüz kadar insan yaşamaktadır. 

Meryem ve Hüseyin çifti ilk zamanlarda çok maddi sıkıntı çekerler. Hüseyin sırtında çantası ile seyyar satıcılık yaparak geçimini temin etmeye çalışır. Tren yolu hatlarında, nehir boylarındaki ve yol güzergâhlarındaki yerleşim yerleri boyunca kilometrelerce seyahat ederek çantasına sığdırabildiği ne varsa satar. Amerikan yaşamında seyyar satıcılık (peddling) çok eskiden beri vardı. Bunun nedeni ise ilk yerleşimcilerin toplu olarak kasaba ve köylerde değil de arazilerinin başında birbirinden uzak ve ayrı çiftliklerde yaşamalarıydı. Bu kimselerin yerleşim yerlerindeki dükkânlara erişimleri zor ve meşakkatli olduğu için seyyar satıcılık mesleği çok yaygındı. Satıcılar tek tek evleri dolaşır ve onların tüm ihtiyaçlarını giderirlerdi. 

Aile 1901 yılının Ekim ayında Homestead Act diye bilinen, ıslah edip çiftçilik yapmak şartıyla vatandaşlara bedava arazi veren kanundan yararlanarak arazi talebinde bulunurlar ve verilen hatırı sayılır arazide çiftçilik yapmaya başlarlar. Kayıtlara göre 160 acre (yaklaşık 640 dönüm) arazi alırlar. Şartlarını yerine getirdikleri için de 1908 yılında arazinin tapusu onlara resmen verilir. (Sherman vd, Prairie Peddlers, s.364.) Bir at ve arkasına bir saban alır, verimli ovalarda tahıl yetiştirir; tavuk ve inek beslerler. Aslında Amerikan devletinin göçmenlere bedava verdiği araziler 1870 yıllarında bölgedeki yerlilerden zorla alınan arazilerdir. Onlar ise kendilerine tayin edilen sıkışık rezerv bölgelerinde yaşamaya mahkûm edilmişlerdir. Onların ardından on iki kadar Müslüman aile daha gelerek aynı şekilde çiftçilikle uğraşmışlardır. Bu ailelerin tamamı Meryem ve Hüseyin’in geldikleri bölgeden gelen Müslümanlardır. Bu ilk öncüler arasında Hüseyin Juma, Side Abdallah, Sam Omar, Solomon Hodge ve Bo Alley Farhart vardır. Çevre kasabalarda da Müslümanlar olmasına rağmen Ross cemaati kadar yoğun sayıda bir Müslüman cemaati Amerika’da ilk defa var olmuştur.

Tarihçiler Amerika’daki ilk toplu cuma namazının da 1900 ya da 1901’de bu bölgede kılındığını kaydederler. Bu cuma namazı evde kılınmıştır. Cuma ve bayram namazlarını cemaatin Kur’an okumayı bilen erkekleri kıldırırılardı; bu imamlar arasında Hassan Abdullah Juma, Amid Abdallah ve Allay Omar’ın adı zikredilir. (Sherman vd, Prairie Peddlers, ss.154-56.)

Juma ailesi oldukça dindardı. Beş vakit namazlarını kılar, ramazan oruçlarını tutar ve bayramlarını kutlarlardı. Diğer Müslüman ailelerle birlikte Amerika’nın bilinen ilk Müslüman topluluklarından birini oluştururlar. Sayılarının yüz civarında olduğu ifade edilmektedir. O dönemdeki hassasiyetleri dikkate alan topluluk kendisini Suriyeliler (Assyrians) diye isimlendirir. Cuma namazlarını Meryem’in evinde ve başka evlerde toplanarak eda ederler. Ramazanda ve bayramlarda toplu olarak kutlama ve ibadetler yaparlar. Kayıtlara göre Ross yerleşim bölgesinde, XX. asrın ilk on yılında yüz civarında Müslüman vardır. Bu rakama kadın ve çocuklar dâhildir. 
Hüseyin ve Meryem’in 1903 yılında bir oğulları olur. Adını Charles koyarlar. Charles cemaatin Amerika’da doğan ilk “Suriyeli” çocuğudur. Meryem okuma yazma bilmez, İngilizce de bilmez. O nedenle evde hep Arapça konuşulur. Ancak Charles okula gider ve İngilizce öğrenir. Bahsi geçen mülakatta da yaşlı annesine yine Charles tercümanlık etmiştir. Annesinin ihtiyacı olduğunda kendisine tercümanlık eder. Çiftçilikle uğraşan ailede maddi sıkıntı olduğunda Hüseyin yine sırtına çantasını alıp seyyar satıcılık turlarına çıkmaya devam eder. 

Ross cemaati helal et yiyebilmek için hayvanlarını ve tavuklarını İslami usullere göre kendileri keserler. Cenazeleri olunca da ölülerini İslami usullere göre yıkar, kefenler ve cenaze namazı kılıp defnederler. Daha sonra bir mezarlık yeri tayin ederek, Amerika’daki ilk Müslüman mezarlığını oluşturmuşlardır. Bugün de mevcut olan bu mütevazı mezarlığın resmî adı “Assyrian Moslem Cemetary”dir. Bundan kısa bir süre sonra ise 1929’da bir mescit inşa etmişlerdir. 
1929’da inşa edilen bu sade mescit Amerika’da mescit olarak inşa edilen ilk mekândır. Mescit, bildiğimiz camilere hiç benzemeyen yarı bodrum basit, mütevazı bir kulübeden ibarettir. Yaklaşık 10 metre genişlik ve 13 metre uzunluğunda üçgen çatılı bir binadır. Batı tarafında ahşaptan bir giriş yeri, iki tarafında dörder penceresi vardı ve binanın içinde herhangi bir oda ve ayrılmış bölüm bulunmuyordu. Kıble yönü olarak doğuya dönülürdü. Abdest alma yeri bulunmadığı için cemaat mensupları evlerinden abdestli geliyorlardı. Bölgenin oldukça sert geçen kış günlerinde mescit bir kömür sobasıyla ısıtılıyordu. Minaresi yoktu. Dışarıdan bakıldığında daha çok bir tek sınıflı okula, küçük bir kiliseye hatta bir depoya benziyordu. Cenaze namazı olduğunda bazan Kanada tarafından bir imam gelir ve namazı kıldırırdı. Daha sonra cenaze bitişikteki Müslüman mezarlığına gömülürdü. Camiye bitişik bu mezarlıkta bugün 20 civarında kabir bulunmaktadır. Kanada’dan gelen bu imamlar yaz zamanları gelir ve cemaate din ve Kur’an öğretmek için iki ay kadar kalırlardı. Röportajlarda belirtildiğine göre o dönemde Kanada’nın Edmonton, Regina, Swift Current ve Calgary bölgelerinde yerleşik Müslüman cemaatlerinden bahsedilir.

Caminin inşası Amerika’daki diğer Müslümanlar ve özellikle Lübnanlılar arasında duyuldu ve heyecana sebep oldu. Mescidin yarı bodrum olmasının nedeni projede öngörülen ikinci katın inşasıydı. Ancak 1930’lu yıllardaki meşhur kum fırtınası ve kuraklık, büyük iktisadi bunalım ve sonrasında gelen ikinci dünya savaşının şartları neticesinde buradaki Müslümanlar geçimlerini temin edemez oldular ve başka şehirlere göç ettiler. Dolayısıyla bu ikinci kat hiçbir zaman inşa edilemedi. Küçük Ross Mescidi kullanılmadığı için maalesef harap olunca mezarlık yönetim kurulu 1979 yılında binayı tamamen yıkma kararı aldı. 
Amerika’nın o dönemlerdeki göçmen politikası nedeniyle ikinci nesil Müslüman çocuklarının çoğu maalesef Hristiyan oldular. Bu gençler çevrelerindeki çoğu İskandinav ve Alman kökenli göçmenlerle evlendiler ve okullarında aldıkları eğitimle birlikte İslami kimliklerini koruyamadılar. Meryem Juma’nın eşi Hüseyin 1918’de ahirete irtihal etti. Charles ise Lutheran kilisesine intisap ederek Hristiyan oldu. Cemaat giderek küçüldü. Buradaki mezarlığa gömülen son cemaat mensubu Sarah Omer Shupe’dir. Arapça konuşan ve Kur’an okuyan Sarah 2004 yılında vefat etti. 

Ross cemaatini oluşturan ailelerden biri yıkılan mescidi yeniden ihya etmek için bir girişimde bulundu. Bazı Hristiyan komşuların da katkısıyla, eski mescidin yerinde basit birket taşından 20 metre kare civarında daha küçük bir mescit inşa edildi ve 2005 yılında hizmete açıldı. Dümdüz çayırlık bir arazi üzerinde, yakınında bir gölet olan bu şirin mescit ve yanındaki Müslüman mezarlığı ziyaretçilerini bekliyor. Her ne kadar kahir ekseriyeti 1960’lı yıllardan sonra gelse de Müslümanlar Amerika’da köklü geçmişleri olan bir dinin mensuplarıdır ve Amerika’da kalıcıdırlar. Bu nedenle kendilerine ait tarihî mirasa sahip çıkılması, bu mirasın genç nesillere aktarılması son derece hayati bir husustur. Unutulmamalıdır ki bir coğrafyada kalıcı olan unsurlar hep kendi hikâyelerini oluşturarak bu hikâyeleri canlı tutmuşlardır.  
"

Doç. Dr. Bilal Baş