MÜEZZİNLERİN EFENDİSİ: BİLAL-İ HABEŞÎ

Doç. Dr. Yaşar Akaslan

İslam davetinin ilk günleriydi. Mekkeli müşrikler, günden güne büyüyen hak dinin önünü almak üzere Dârünnedve’de toplantı üzerine toplantı yapıyorlardı. Yine bir gün Kureyş’in ileri gelenleri burada toplanıp iman edenlere karşı ne gibi tedbirler alacaklarını konuşuyorlardı. Toplantı esnasında, birisi Ümeyye b. Halef isimli azılı bir müşriğin yanına gelerek: “Hani senin çok sevdiğin kölen var ya! İşte o, Muhammed’in dinine girdi.” diyerek Ümeyye’nin imanla şereflenmiş kölesini şikâyet etti. Nasıl olur da bir köle, sahibinden izinsiz atalarının dinini değiştirebilirdi? Ümeyye, kızgın bir şekilde doğruca evine gitti. Efendisinin öfkeden yüzünün kıpkırmızı kesildiğini gören mümin köle için artık gizlenecek bir şey kalmamıştı. Öfkesinden deliye dönen sahibinin “Duyduklarım doğru mu? Gecenin karanlığında ve gündüz öğle vakitlerinde Muhammed’in yanına mı gidiyorsun? Sen de onun dinine mi girdin yoksa? Bana cevap ver! Kureyş’in dinini bırakıp Lât ve Uzza’yı inkâr mı ettin?” sorusuna “Anlaşılan, hakkımda bazı bilgiler sana ulaşmış. Evet, Müslüman oldum. Muhammed’in, Allah’tan getirdiği her şeyi kabul ettim.” şeklinde cevap verdi. Bunun üzerine Ümeyye “Nankörlük etme! Sen böyle değildin. Ne oldu sana? Sen, benim parmaklarımdan daha itaatkârdın bana. Baksana! Sana en lezzetli yemekler yediriyor, en güzel ve en pahalı elbiseleri giydiriyorum. Bugün bana isyan ettin!” deyince “Evet, ben senin kölenim, esirinim, hizmetçinim. Ben bunları inkâr edecek de değilim. Ancak şunu bil ki sen de benim aklımın, inancımın, imanımın efendisi değilsin. Ben, gece karanlığında veya gündüz öğle sıcağında Muhammed’in yanına gittim ve yine giderim.” diyerek başına neler geleceğini bile bile Müslümanlığını sahibine haykırdı. Artık bu siyahi köle için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bu itiraftan sonra zor ve meşakkatli günler, zulüm ve işkenceyle dolu zamanlar kendisini bekliyordu.
Kureyşlilerin de kışkırtmasıyla her gün, sahibi başta olmak üzere müşrikler, derileri kavlatan Mekke’nin öğle sıcağında, bazen kızgın kumlara bazen sıcaktan kor hâline gelmiş taşlara sırt üstü yatırıp göğsüne ağır taşlar koyarak bu sabır timsali köleden Müslümanlığı terk etmesini, yoksa onlara iman edinceye kadar böylece kalacağını söylüyorlardı. Ancak onun, her defasında “Dilim onları söylemeyi beceremiyor.” (İbn Sa‘d, Tabakât, 3:213) demesi üzerine bütün bütün çileden çıkan, merhametten yoksun müşrikler, her geçen gün işkencenin dozunu daha da artırıp bu mazlumun acı dolu inlemelerini kayıtsız izliyorlardı. Kureyş, zamanla bu siyahi kölenin iniltilerine duyarsızlaşmıştı. Simsiyah bedeninde ardı kesilmeden patlayan her kırbaç darbesinin sesi, Mekke’nin diğer mahallelerinden duyuluyordu. Müşrikler onu, işkenceden bitap ve hâlsiz düşürdükten sonra boynuna bir ip takarak, olup bitenden habersiz, ücretle tuttukları Mekkeli çocuklara teslim ediyorlar, çocuklar da oyun oynadıklarını zannederek onu Mekke sokaklarında gezdiriyorlardı. Ancak imanın hazzını iliklerine kadar hissetmiş bu vakur kölenin, kendisiyle böylesi alay edilmesine rağmen dilinden sadece “Allah birdir.” anlamındaki “Ahad” kelimesi dökülüyordu. Gördüğü türlü işkence ve zulme “Ahad” diyerek tavizsiz bir duruş sergileyen, sabır ve sebat timsali bu siyahi kölenin adı Bilal b. Rebâh’tır. Bi’setten 30 yıl önce doğan ve Habeşî (Etiyopyalı) lâkabıyla şöhret bulan Bilal, Mekke’de Habeşli bir köle olarak dünyaya gözlerini açtı (İbn Hişâm, Sîretü’n-nebeviyye, 1:344). Efendisi, Müslüman olmadan önce Bilal’e diğer kölelerden farklı bir muamelede bulunur, ona özgür gibi davranırdı. Sesinin çok güzel olması nedeniyle onu düğün ve şenliklere beraberinde götürürdü. Böylece Bilal, zamanla şenlik ve şölenlerin aranan ismi olmuştu. Güzel ve etkileyici sedası herkes tarafından takdir edilir, terennüm ettiği şarkılar bitmesin istenirdi.
Bilal, İslam’ı kabul etmenin bedelinin çok ağır olduğu Mekke’de iman ettiğini açıkça söyleyen ilk yedi kişiden biridir (Ebû Nu‘aym, Hilyetü’l-evliyâ, 1:149). Hz. Ebubekir (r.a.), Müslüman olmayan, gücü kuvveti yerinde siyahi bir köleyi Bilal karşılığında Ümeyye b. Halef’e vererek bu azılı müşriğin elinden onu kurtarıp özgürlüğüne kavuşturdu. Hz. Ömer (r.a.) bu olaya istinaden zaman zaman “Ebubekir bizim efendimizdir; o, diğer efendimizi (Bilal’i) özgürlüğüne kavuşturmuştur.” ifadesini dile getirmiştir (İbn Sa‘d, Tabakât, 3:213). Geceleri, uykunun en tatlı demlerinde okunan sabah ezanlarında tekrarlanan “Namaz uykudan daha hayırlıdır.” anlamındaki cümle Bilal’in uygulamasıdır. Bir gün, sabah vaktinin girdiğini haber vermek üzere Allah Resulü’nün kapısına geldiğinde, Hz. Peygamber’i biraz dalgın gören Bilal, sesini biraz yükselterek iki kez “es-Salâtü hayrün mine’n-nevm” diye seslenmiştir. Bu hitap şekli Allah’ın elçisinin hoşuna gitmiş ve ona “Ey Bilal! Bu ne güzel sözdür! Sabah ezanlarını okuduğunda bunu devamlı söyler misin?” buyurmuştur (İbn Mâce, Kitâbu’l-Ezân, 3). O günden itibaren bu ifade, sabah ezanlarının bir parçası olmuştur. Aslen Arap olmayan Bilal’in bazı kelimeleri telaffuz edemediği nakledilir. Ezan ifadelerinden bazısı da bu kelimelerdendir. Bu vesileyle sahabeden kimileri “Ya Resulallah! Bildiğiniz üzere Bilal Arap değil. Bu yüzden harfleri de tam çıkaramıyor. Baksanıza, ‘eşhedü’ diyemiyor da ‘eshedü’ diyor. Görüyorsunuz ki dili ezana dönmüyor.” diyerek onu Hz. Peygamber’e şikâyet ettiler. Bunun üzerine Allah Resulü, “Bilal’i bana bırakın. Biz, onun ‘eshedü’sünü ‘eşhedü’ olarak kabul ettik.” buyurmak suretiyle Bilal’in okuyuşunu tasdik etmiş, o günden sonra bu hususta herhangi bir şikâyet olmamıştır.
Allah’ın Resulü, Mekke’nin fethedildiği gün, Bilal’e, Kâbe’nin damına çıkıp ezan okumasını buyurmuştu. Bilal, “Ahad” dediği için daha düne kadar türlü işkence ve zulme uğradığı Mekke’de, tevhid nağmelerini Ezan-ı Muhammedi vasıtasıyla açıktan açığa, hem de en üst perdeden Mekke’ye haykırdı. Bu durumu Mekke müşrikleri öfkeyle izlemek zorunda kaldılar. Allah Resulü’nün “müezzinlerin seyyidi” olarak tavsif ettiği ve “Bilal ne kadar hoş bir adamdır.” (Ebû Nu‘aym, Hilyetü’l-evliyâ, 1:147) dediği Bilal, alçakgönüllü olmasıyla da temayüz etmiştir. Hz. Peygamber’in Bilal’i çok sevdiğini, zaman zaman onun koluna girip beraberce yürüdüklerini görenler, peygamber müezzinine gelip de ne kadar kıymetli biri olduğunu söylediklerinde Bilal, başını öne düşürüp gözyaşlarıyla kendisini şöyle tanımlamıştır: “Ben sadece bir Habeşliyim, daha düne kadar da bir köleydim.” (İbn Sa‘d, Tabakât, 3:219) Müezzinlerin piri Bilal, peygamber mescidinde aralıksız on yıl Hz. Peygamber’in yanı başında Ezan-ı Muhammedi’yi yanık sedasıyla tüm Medine’ye duyurdu. O, şehrin semalarında yankılanan her ezanı için Resulüllah’la ayrı hatıra biriktirdi. Bu sebepten olmalı ki Allah Resulü’nün vefatından sonra Bilal bir daha ezan okuyamadı. Hatta Hz. Peygamber’i hatırlatan Medine’de kalmaya tahammül edemedi. Beraber dolaştıkları peygamber şehrinin sokakları, Resulüllah’sız ona dar geldi. Bilindiği üzere Hz. Peygamber’in vefatı öncesinde yaşadığı rahatsızlığı esnasında sahabeye namazları Hz. Ebubekir kıldırmıştı. Bu süreçte ezanları, buruk da olsa yine Bilal okumuştu. Resulüllah’ın henüz hayatta oluşu, Bilal’e okuduğu ezan için güç bulabilmesine imkân veriyordu. Hüzün bulutları, Medine üzerine çökmüş, Allah Resulü vefat etmişti. Namaz vakti yaklaşmıştı. Gözler, ezan okuyacak dermanı bulunmayan Bilal’in üstündeydi. Sahabenin şiddetli ısrarı neticesinde peygamber müezzini, ezan okumak üzere bitkin şekilde mahfele yürüdü ve öğle ezanını okumaya başladı. Ancak “Eşhedü enne Muhammeden Resulüllah…” dediğinde sözler boğazında düğümlendi. Hıçkırıklara boğuldu. Ezanı gözyaşları eşliğinde zor tamamlayabildi. Resulüllah’ın, “Hadi Bilal! Bir ezan oku da bizi rahatlat!” (Ebû Dâvûd, Edeb, 78) buyurarak ondan ezan okumasını istediği, sevinçle koşa koşa ezan okuduğu dönem kapanmıştı artık. Medineliler, Bilal’in hıçkırıklarına şahit olunca gözyaşlarını tutamadılar. Hz. Ömer (r.a.) döneminde Şam’a yerleşen Hz. Bilal, bir gece, Allah Resulü’nü rüyasında gördü. Hasretini derinden hissettiği Resulüllah’ın “Beni ziyaret etmeyecek misin ey Bilal!” sitemiyle uykusundan uyandı. Derhal Medine’ye yola çıktı. Doğruca Hz. Peygamber’in kabrini ziyaret etti. Ravza-i Mutahhara’ya yüzünü sürüp Medine’de Resulüllah’la geçirdiği günlerin hatırasıyla gözyaşı döktü. Resulüllah’ın sevgili torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, Bilal’i görünce boynuna sarılıp hasret giderdiler. Peygamber müezzinine “Ezanına hasret kaldık!” diyerek ezan okuması konusunda ısrar edince Bilal dayanamayıp yıllar sonra bir sabah namazı vaktinde Ezan-ı Muhammedi’yi okumaya başladı. Peygamber mescidinde Bilal’in nağmeleriyle yükselen ezanı duyan ashab-ı kiram yerlerinde duramadı. Kim varsa hepsi Medine sokaklarına dökülmüştü. Heyecanlanan Medineliler mescide koştular. Sanki Resulüllah, Bilal’e ezan okutmuştu. O gün Medineliler, âdeta Resulüllah’ın aralarında yaşadığı günlerden bir gün yaşamışlardı. Hz. Peygamber’i ve onun yaşadığı zamanları hatırlatan bu ezanla tüm sahabe gözyaşına boğuldu (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, 130). Bu, Bilal’in son ezanı oldu. Ezan deyince ilk akla gelen, tahammül edilemez işkencelere sahip olduğu kuvvetli imanıyla göğüs geren, imanın bedelini ödemede dünyaya ders veren Bilal-i Habeşî, 63 yaşındayken Dımaşk’ta baki âleme göçtü. Naaşı, Babüssagîr’deki kabristana defnedildi (İbn Abdilberr, el-İstî‘âb, 179).

Doç. Dr. Yaşar Akaslan