RUHU BESLEMEK

Dr. Bahattin Akbaş

İnsan, beden ve ruhtan oluşan, âlemin özü ve özeti bir varlıktır. Onun maddi, cismani yanını bedeni oluştururken manevi tarafını da ruhu oluşturur. İnsan ilahi nefha taşır. Yüce Allah, ayet-i kerimelerde insanın yaratılmasındaki süreçlerden söz eder. Yaratılma sürecinde insanı belli bir kıvama getirdikten sonra ona kendi öz ruhundan üflediğini belirtir. Madde ve manadan oluşan insan, maddi yanı olan bedenini korumak, sağlıklı yaşamak ve hayatta kalabilmek için helal, temiz gıdalarla yeterli beslenmek zorundadır. Gereken besinleri almazsa ve sağlığına dikkat etmezse vücudu zayıflar ve güçsüz düşerek hastalanır. Vücudun, midenin gıdası maddi gıda ve yiyecekler ise ruhunun gıdası da maneviyattır. Maddi, cismani gıdalar insanı doyurmaya, tatmine yeterli değildir. Çünkü ruh; maddi, cismani değildir, manevidir. Ruhi yönünü iman, ibadet, güzel ahlak ve kemalat ile beslemek zorundadır. İnsanın ruh sağlığına sahip olması onun için hayati bir önem arz eder. Maneviyat noksanlığı ruhu aç bırakır. Maneviyat eksikliği ile aç kalan ruhlar insanları yaşamaktan soğutur ve bunalımlara iter. İnsan ruhuna Allah’a inanç, O’nu sevmek, O’na bağlanıp güvenmek, O’ndan yardım isteyip yalnızca O’na kulluk etmek huzur, teselli ve dinginlik verir; insan ruhunu tatmine erdirir. Kur’an’da; “Bunlar, iman edenler ve Allah’ı zikrederek gönülleri huzura kavuşanlardır. Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur.” (Ra’d, 13/27, 28) buyrulmaktadır. Allah’a iman etmek, O’nu her daim kalpten, gönülden çıkarmamak, zikir, istikamet, Kur’an’ı anlamak, yaşamak ve son tahlilde hidayet üzere bulunmak hakiki huzurdur; kişiyi manevi dinginliğe eriştirir. Yüce Allah’ın hidayete erdirdiği kimseler Allah’a ve Kur’an’a gönülden ve samimi olarak inananlar, Kur’an-ı Kerîm’i okumakla ve Allah’ın adını anmakla kalpleri huzur, ruhları sükûnet bulanlardır. İnsanın, yaratılış amacına uygun, ölçülü, dengeli bir hayat yaşaması gerekir. Ruhi ve bedeni ihtiyaçları gidermek, hayatta dengeyi sağlamak ve korumak bakımından beslenmeye dikkat etmek önem arz eder. Kişi, ruh ve beden sağlığı için dengeli beslenmeli, ölçülü, hatta az yemelidir. Karnı tıka basa doldurmak doğru bir davranış değildir. Hz. Peygamber (s.a.s.), "Âdemoğlu karnından daha kötü bir kap doldurmamıştır. Oysaki Âdemoğlu için belini doğrultacak birkaç lokma yeterlidir. Şayet mutlaka yemesi gerekiyorsa, o zaman (midesinin) üçte birini yemek, üçte birini su, üçte birini de nefes için ayırsın." (Tirmizi, Zühd, 47) buyurmuşlardır. Mevlana da az yemenin maddi/ bedeni ve manevi/ruhi tarafına işaret ederek şunları dile getirir: “Dünyevi duyguların sağlığı, ten binasının yiyecek ve içeceklerle onarılmasına bağlıdır. Hâlbuki manevi duygularımızın sağlık ve sıhhati; az yemeye, az içmeye, az uyumaya dayanmaktadır.” (Mesnevi, l, 305) Çok yemenin hem beden hem de ruh sağlığına yararı olmadığı gibi pek çok zararı olduğu ortaya çıkmaktadır. İnsan sadece bedenini doyurmayı düşünüp ona ağırlık verir ve ruhunu gıdasız bırakır, maneviyatla beslemez ise dengeli bir insan olmaz. İlahi lütuflara mazhar olarak Allah’ın verdiklerinden yerken her daim zikir, fikir ve şükür üzere bulunmak sorumluluğumuz vardır. “Yarattığı şeylerde Allah’ın sıfatlarını görmeden, tefekkür etmeden, ekmek yiyecek olsam lokmalar boğazımda kalır yutamam o bir lokma ekmeği. Onun yarattığı güzellikleri seyretmeden, onun gülünü gül bahçesini görmeden yediğimiz lokmalar nasıl olur da içimize siner? (Mesnevi, ll, 3078) Dünyada ve ahirette bizi iyiliğe ve mutluluğa ulaştıran ilahi kanunlar manzumesi olan dinimiz ruhlarımızı nasıl besleyeceğimizi de ortaya koymuştur. Dinin sahibi Yüce Allah buyruklarıyla bizi mutlu kılacak şeyleri öngörmüştür. Din insanı her türlü aşırılıktan sakındırır. Yiyip içmede de aşırıya kaçıp israfa düşmekten sakındırır. Yüce Allah; “Yiyiniz içiniz ama israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez” (A’râf, 7/31) buyurur. Dinin buyruğu midenin helal rızıklarla beslenmesi, israfa düşülmemesidir. Helal rızık kalbe, ruha sirayet eder ve maneviyatla beslenmesi ihmal edilmeyen ruhlar huzur bulur. Kalp ve ruh sağlığının yolu hakiki imana ulaşmaktan ve helal lokmadan geçer. Ruhsal huzur ve mutluluk Rabbe imanda, gönülden O’na yönelmekte ve kulluktadır. Ruhun özlemi dünyevi şeylere sahip olarak giderilemez. Bu özlem ancak Yüce Allah’a iman, itaat, teslimiyetle ve O’nu zikirle giderilir. Ataullah el-İskenderi’nin dediği üzere; Yüce Allah’ı bulan neyi kaybeder? Ve O’nu kaybeden neyi kazanır?” (İbn Atâullah el-İskenderî, Şerhü’l-Hikemi’l-Atâiye, s. 208) Her şeyin sahibi Allah’tır. Ona bütün gönlüyle inanıp yönelen ve bağlanan O’nu bulur. O’nu bulan ihtiyaçlarına da cevap bulur. “Kim Allah’a iman ederse Allah onun gönlünü doğruya yöneltir. Allah her şeyi bilmektedir. Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin. Sırt çevirirseniz bilin ki elçimizin görevi açık bir tebliğden ibarettir. Allah; O’ndan başka tanrı yoktur; müminler de yalnız O’na dayanıp güvensinler.” (Tegâbün, 64/11-13)
Dr. Bahattin Akbaş